#KadınBaşına Zeynep Özyılmazel

#Kadınbaşına şöyleşilerinin koltuğunda bugün Zeynep Özyılmazel oturuyor. Uzun bir aradan sonra böyle keyifli bir sohbet bana da çok iyi geldi. Özlemişim bir kadın hikayesi giymeyi.

Hayatın asıl kaynağının kendisi olduğunu fark etmiş bir kadın o. Değişen, dönüşen ve  ilerleyen…İç dünyasının renklerinden beslenen, “İçe”rikli, disiplinli ve çok sevgi dolu. Kendini güçlü, güvende ve özgür hissettiğinde tamamlanıyor, sahnedeyken kanatlanıyor ve o kanatlardan rengarenk uçurtmalar yapıyor. #onbirkahvesi ‘nin güzel fotoğrafları, #beklenmeyen(e)yazılar kitabının satırları, sabahın ilk ışıkları, rengarenk uçurtmasının uçsuz iplerinden birkaç tanesi sadece. Onun müptelalık yapan hikayelerinin izleyicisi oldunuz mu hiç? İzleyicisi ile sadelikle buluşan bir nevi modern saatli maarif takvimi. Anlamı da içinde saklı, alkışı da, isyanı da…

Yeni yılda ‘yeniden başlamak’ isteyen ama nereden başlayacağını bilmeyen tüm insanlara Zeynep’in umut dolu kelimeleri rehber olsun.  

Umut hepimizin birleştiği yol olsun!

Değişelim, dönüşelim ve ilerleyelim birlikte.

Gözlerin mutlulukla parladığı ışıl ışıl bir yıl diliyorum herkese.

Şans kapınız açık olsun.

1-Zeynep kimdir?

Ben aslında kendimi çok da tanımlamayı sevmiyorum. Çünkü; değiştiğime, dönüştüğüme inanıyorum. Her geçen günde, her geçen senede başkalaştığımı, farklılaştığımı ve ilerlediğimi düşünüyorum.

Ama bugün için tanımlarsam, Zeynep; yeteneklerini bir arada kullanmayı öğrenmiş, kendinin tadına varmayı öğrenmiş ve hala öğrenmekte olan, sevgi dolu ve aslında kalbinde vermek için ne kadar sevgisi olduğunu da anlayan, güçlü, genç bir cumhuriyet kadını.

2-Müzikle nasıl buluştu yolun?

Aslında bu uzun bir hikaye…Şöyle diyebilirim; çocukluktan beri belliydi benim şarkı söylemek istediğim. Babamın bütün şarkılarını ezberlerdim, oynadığı müzikalleri ezberlerdim hatta evde onlara piyesler yapardık kardeşimle. Okul orkestrasındaydım, okul korosundaydım gibi gibi. Aslında nereye gittiğim çok belliydi ama ailem istemedi müzisyen olmamı.

Ve 33 yaşındaydım, esasında her şeyimin olduğunun ama iç huzurumun olmadığını anladığım ve bununla yüzleştiğim bir dönemdeydim. Bir şeyleri değiştirmem gerektiğini biliyordum ama ne olduğunu bilmiyordum. Kendime şu soruyu sordum: Ben çocukken ne olmayı hayal ediyordum? Sen şarkı söylemeyi hayal ediyordun dedim kendime. Ve 33 yaşında, yani bundan 10 sene önce çocukluk hayalime geri döndüm. Şan dersleri almaya başladım.

Hayat çoğu kez sadece ilk adımı atmanızı bekler, sonrası kolay geldi diyemem ama geldi.

33 yaşına kadar çok şey yaptım. Güzel sanatlar grafik tasarım mezunuyum. Fotoğrafçılık dersleri de almıştım. Mezun olduktan sonra bir süre yemek fotoğrafçılığı yaptım. Bir PR şirketinde halkla ilişkiler müşteri temsilciliği yaptım. Bir tekstil firmasında kıyafet tasarımı yaptım.

Ve o senelerde bunların büyük zaman kaybı olduğunu düşünüyordum ama bugün onların bana ne çok şey kattığını fark ediyorum. Bir şarkıcı olarak; afişimin tasarımından da anlıyorum, fotoğraf çekimimden de anlıyorum, PR ‘ımdan da anlıyorum, kıyafetimden de anlıyorum. Yani o zamanlar bana zaman kaybı gibi gelen her şey aslında bana ne çok şey katmış.

_Beklenmeyen(e) yazılar kitabında çok planlanmış bir şey değildi o zaman?

Orada şöyle bir şey oldu: Pandemi başladığında ilk kapanan sektör müzik sektörüydü. Ben mesleğimi çok severek yapıyorum. 33 yaşında kavuşmuşum, o kadar zorluğunu çekmişim. 10 senedir sahnedeyim ve bu bir anda elimden alındı. Ben sahneye çıktığımda deşarj oluyorum ve çok mutlu oluyorum. Bir de o zamanlar yenide taşınmıştım bu eve. Ne kimseyi tanıyorum, ne de konu komşu tanıyorum. Yani pandemi başlayıp evlere kapandığımızda benim elimde sadece sosyal medya vardı. Aslında o güne kadar sosyal medyayı da sadece müzik işlerimi duyurmak için kullanıyordum. İlk başta hikaye bölümde günün şarkısı, günün şiiri paylaşımları yapmaya başladım. Zaten tüm gün evdeyim ya kitap okuyorum, ya müzik dinliyorum. Derken derken; ardından sabah ilk uyandığımda yataktan çıkmadan paylaştığım ve günü rakamladığım fotoğraflar geldi. Bir süre sonra bunlar modern saatli maarif takvimi gibi oldu. Şimdi her gün paylaştığım hikayeler oluştu.

Ve tabii ki #onbirkahvesi fotoğrafları. Bence hepimiz pandemi sürecinde kendi iç hesaplaşmamızı yaptık. Ve ben o iç hesaplaşmalarımı açıkça yazmaya başladım. Ama insanlardan müthiş bir tepki aldım. Hiç böyle olacağını düşünerek yapmamışım. Ben sadece yazdım, sonunu düşünmeden yazdım, bana iyi geldiği için yazdım. Ve şimdide hala bana iyi gelen şeylerin peşinden gidiyorum. Bir şey bana kendimi iyi hissettiriyorsa yapabiliyorum. Kaldı ki; size bir şey iyi geliyorsa yaparken, o işte başarılı olabiliyorsunuz. O işte fark edilmeye başlıyorsunuz. Ben yazılarımda bu gördüm. Mesela; şu sıralar çok fazla yazamıyorum. Çünkü; o yoğunlukta iç hesaplamalarımın olduğu bir dönemde değilim. Şu an dışa döndüm. Şimdi sahnede olduğum ve ürettiğim bir dönemdeyim. Demem o ki; o #onbirkahvesi yazılarını paylaştıkça insanlardan çok güzel tepkiler aldım. “ aaa ben de böyle düşünüyorum” un etrafında birleştiğimizi düşünüyorum. Onun şevkiyle; oraya yeni yazılar eklendi, şiirler eklendi, aşka mektuplar, zeynep’e mektuplar eklendi. Böylelikle #onbirkahvesinin fotoğrafları geldi. Her gün aynı saate içtiğim kahveyi, aynı yerden fotoğraflamaya başladım. Günün sonunda çok güzel fotoğraflar oluştu. Ve aslında bana kitap fikrini de takipçilerim verdi, bu yazılar ne zaman kitap olacak talepleriyle. Ben kitap yazacağım fikriyle çıksaydım yola, sanırım bu kitap çıkmazdı ortaya. Bana keyif veren şeyleri yaptım, yaptım; günün sonunda kitap oldular.

3- “Ayna ayna söyle bana…” Ne söylüyor ayna sana?

“Fıstık gibisin, yürü git” desin. Her zaman aynaya aynı hisle bakamayız ya. Her aynaya baktığımda “çok iyi gidiyorsun, böyle devam et” desin. 😊

4-Hayatta seni besleyen şey ne?

İç dünyam. Kendimden besleniyorum. Kendisiyle çok meşgul biriyim ben. Çünkü; insan tanımak çok zor bir şey, insanın kendisini de tanıması çok zor bir şey. Kendinizle ilgili her an yeni bir şey keşfedebiliyorsunuz. İç sesimi ne kadar iyi duyarsam, ne kadar iyi anlarsam o kadar üretken oluyorum. Deminde söyledim ya; kendime iyi gelen şeylerin peşinden gidiyorum diye. Kendimi, ne söylediğimi duymazsam; bana neyin iyi geldiğini nasıl anlayacağım. O yüzden kendimi daha iyi anlamaya çalışıyorum, kendime şefkatle yaklaşmaya çalışıyorum. Çünkü, çok disiplinli ve çok mükemmeliyetçi bir annenin kızıyım. Ve iç sesimde çok annem var. Kendimi sürekli eleştiriyorum. Yaptığım işlerde hep kusur arıyorum. Çünkü ben böyle büyüdüm. Ama kendime mümkün olduğunca şefkatle ve anlayışla yaklaşmaya çalışıyorum. Kendimi tebrik etmeye çalışıyorum. “Tamam, bu kez yapabileceğinin en iyisi buydu” diyorum kendime. Kendinize böyle anlayışla yaklaştığınız zaman, o iç seste yumuşuyor, çiçek açıyor içimiz.

Hepimiz dünyaya farklı farklı özelliklerle, farklı farklı şeyler yapmaya geldik. Benden daha iyi şarkı söyleyen çok, ama benim gibi söyleyen yok. Ben de bir başkası gibi söylememeliyim. İşte bütün bunları keşfetmenin yolu, benim içimdeki Zeynep’i bulmamdan geçiyor.

5-Kendi devrimine inanan kadınlara inanıyorum ben. Şimdi Zeynep’in kendi devrimlerini soruyorum.

O kadar çok ki. Geçen bir arkadaşım bana yemeğe geldi. Bana “benim bildiğim en az üç kez yeni baştan başladın” dedi. Bende bir kas var; yeniden başlama kası 😊

Bir anı anlatmak istiyorum.

O her şeye sahip olup ama iç huzura sahip olmadığım dönem, yıl 2011, doğum günüm 15 Ağustos.

Bir arkadaşım 15 Ağustos’un Meryem Ana için kutsal olduğunu ve dünyanın her yerinden onu ziyarete geldiklerini söyledi. Ben de Alaçatı’dayım. O gün için hiçbir planım da yok. Atladım gittim Meryem Ana’ya. Öyle kalabalık! Ama herkes öyle güzel ve öyle iyi dileklerle gelmiş ki…İyilik ve iyi dilekler…Düşünebiliyor musun oradaki güzel enerjiyi. Neyse ben de oradaki herkes gibi ritüellerimi yaptım, çıktım. Aslında çok da öyle şeyler yapan birisi de değilim. Yolda dönerken Efes ’ede uğrayıp oraları da gezdim, döndüm evime. Yatağa uzandım ve çok iyi hissettim kendimi. O kadar iyi hissediyorum ki, o hissi hala hatırlayacak kadar iyi hissediyordum kendimi. Eğer dünyada bir aydınlanma varsa, benim için o gündür. O günden sonra bütün hayatım değişti.

O gün şöyle tanımladım kendimi: Güçlü, güvende ve özgür…

Ve dedim ki kendime; sıkıştığım zaman bu üç kelime benim sağlamam olsun. Kendimi böyle hissettiğim yoldan gideyim hep.

33. yaş günüm benim dönüm noktam oldu böylece.

6-Bizden geriye sadece hikayelerimiz kalacak. Ya da en azından ben öyle düşünüyorum. Şimdi Zeynep’in hikayesinin sahneye taşındığını hayal etmeni istiyorum. O hikayeden ne olur?

Ben bunun rüyasını gördüm biliyor musun pandeminin başında. Çok enteresan.

Tek kişilik bir oyun oynuyorum. Oyun biter ve o oyunda emeği geçen herkesin adı anons edilerek sahneye davet edilir ya. Anons ediliyor; kostümcü de ben, dekorcu da ben, senarist de ben. Her davette ben çıkıyorum sahneye. Kendi hayatımda çok daha fazla rol almam gerektiğini söyleyen bir rüyaydı bu. 32 tane koltuk vardı ve 32 si de doluydu. 32 rakamını araştırdım ‘iletişim’ çıktı. Ve yazmaya öyle başladım. Başka insanlarla nasıl iletişim kurabilirim diye düşünüp kalem ve defterle buluştum.

Hikayeyi sahneye taşıyalım dediğin zaman -ki bugünkü Zeynep’le final yapacağını düşünelim.

Hikayem bir tiyatro olsun. Tek kişilik bir oyun. Dramla başlayıp; insanlara güç, umut ve ilham veren bir finalle sonlansın. Sahne kararmadan önce ‘My way’ şarkısı çalmaya başlasın.

Adı; ‘Beklenmeyen Hayat’ ya da ‘Beklenmeyenin Hayatı’ olabilir.

7-Hayatı bir tahta bavula benzetelim. 43 yaşına kadar doldurdunuz da doldurdunuz bavulu. Kimine ihtiyacım olur dediniz, kimini atmaya kıyamadınız. Ağır mı, hafif mi, beni yoruyor mu? diye düşünmediniz diyelim. O bavuldan bir şey atmanı istiyorum senden. Ne çıkarırsın oradan?

Yetersizlik ve başarısızlık hissiyatını fısıldayan ve bana ait olmayan o iç sesi atmak isterdim.

8- “Bu ülkede kadın olmak…” cümlesini nasıl tamamlarsın?

Tek kelime, zor!

Ama ben zor olduğunu/zorluğu düşünerek yaşayan bir kadın değilim.

9- Hayatın dalgalı dönemlerini nasıl atlatırsın?

İyi tarafından bakarak. Aslında hep böyle değildim. Böyle yapmayı pandemi döneminde öğrendim. Bakış açımı değiştirmeye çalışıyorum. Neye sahip olmadığıma değil, neye sahip olacak kadar şanslı olduğuma odaklanmaya gayret ediyorum.

10- Hayatının altı çizili cümlesi ne?

Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez! Her şey dönüşür, değişir.

Diğeri de; sen değişirsen, her şey değişir. Bir şeyin değişmesini istiyorsan önce sen değiş…

Sevgiler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s