Öteki sandalye

Merhaba…

Okumaya başlayacağın bu satırlarla tanışacağız seninle. Sonunda seninle tanışmış olmaktan çok mutluyum, çok da umutlu.

Zamanın hangi diliminde ve dünyanın neresinde doğduğumuzun bir önemi yok; hepimiz bir bütünün farklı parçalarıyız nasılsa. Bence birbirimizle ilgili asıl bilmemiz gereken şey “kimlik” bilgilerimizden çok öte…

Madem buluştuk; bizi birleştiren şeyin ne olduğunu konuşalım. Ben bir dinleyiciyim. Ben dinlediği hayatları, başkalarına aktaran bir aracıyım. (Bu tanımı biraz eşelesek dedikoducu çıkacak maazallah 😊) Bu kitapta da sana bir hikâye anlatacağım. Bir kadın hikayesi giyeceğiz üstümüze, eğer bu hikâyede ihtiyacın olan bir şey varsa at cebine, gerisini de yük etme kendine. Yeryüzü ağzına kadar hikayelerle ve hikayesini değiştirenlerle dolu.

Bir dinleyici olduğumu anlamam uzun yıllarımı aldı. Ne yalan söyleyeyim; kendimi öğrenmem için, hayat benden daha çok uğraştı. Bana, sesini duyurmak için bağırdığı bile oldu ara sıra. ‘Neden inatla anlamıyorsun’ der gibiydi. Bastı da bastı düğmelerime; yanlış adımlar, yanlış kararlar, yanlış insanlar…Ayakları sürükleyerek gidilen işler, bıkkın halde eve dönüşler, kendinle kavgalar, içinde büyüyen boşluklar ve hep başkasının tabağında bırakılan yalanlar. Velhasıl demem o ki; kendine ait olmayan bir hikâyeyi yaşıyorsan, bakıp da görmüyor, duyup da anlamıyorsan hayat başka başka yollarla anlatmaya devam ediyor. En azından bunca yılın sonunda benim anladığım bu. Sonuçta bunun kesin bir şey olduğunu söyleyemem, ben ne bir rehberim, ne de bir öğretici.  

Kendimle ettiğim büyük kavgalar sonunda – ki zaten kendiyle ne yapacağını pek de bilmeyen biriyim😊 rotamın yanlış olduğu konusunda karar verdim. Ne zamanki ‘bu rota yanlış, bir durup bakayım’ dedim işte tüm hikâye o anda değişti. Biz hep yeni bir başlangıç lafını, geride kalanı silip süpürerek, bir güzel dip köşe temizleyerek olacağını zannederiz ya. Aslında değilmiş! Hayat hep olduğu haliyle akıyor, sen sadece birazcık dümeni kırıyormuşsun. Ne büyük hayal kırıklığı! Benim dümen de birazcık kıvrıldı, birazcık yön değiştirdi ve ben mevcutta tek tutunduğum dal sandığım işimi bırakıp kadın hikayelerinin peşine düştüm. ( Ya yaşam kaygısı ne oldu? dediğini duyuyorum merak etme😉 hayat ona da biraz dokunmanın yolunu buldu) E düştüm de hemen mucizeler arkaya arkaya sıraladın mı, tabii ki hayır!. O sihirli sandığın değnek ne senin elinde, ne de zamanın. Neyse kurdu bloğu eşim sağ olsun (arabaların arkasında yazan babam sağ olsun lafına inat 😊 ) düştüm o hikayelerin peşine. Ama içim nasıl kıpır kıpır. Her yeni hikâyede sanırsın yeniden doğuyorum, sanırsın dünyayı kurtarıyorum. Bunu kendimce bir sosyal sorumluluk projesi sayıyorum. Sanıyorum ki; ben hep başka bir hikâye anlatacağım ve her okuyan bu hikâyeden ihtiyacı olanı cebine koyacak. Çünkü için için gıcık oluyorum daha bir olayın yasını tutamadan, başka bir olayın kucağımıza bırakılmasına. Ve her yası ister istemez çarçabuk unutmamıza. Neyse; hikâyeler dinliyor, bunu kendimce anlatıyor, ufak tefek projeler oluşturuyor ve hayata bir yerinden dokunuyorum. Muazzam tatmin! Daha ne olsun. Meğerse, bu benim sandığımdan çok öte bir şeymiş. Bu, bana kendimi öğreten bir araçmış. Ben ki hep kendiyle ne yapacağını bilmeyen, her köşede biraz bocalayan, bocalayınca panikleyen, panik halinde muhakeme yeteneğini yitiren biriydim- ki hala biraz öyleyim. Ama bu “biraz”-“tamamen” kelimesinden ne kadar eksik gel bir de bana sor. Bu hikâyeleri anlatmaya başlamak, bana ne çok şey katkı, benim hangi kapılarımı çaldı ve kapıların ardında ne vardı bir bilsen. Masanın öteki sandalyesinde oturan her kadından başka bir şey öğrendim, her hayatın başka bir yerinden ilham aldım, her hikâyenin başka bir cümlesini başucuma bıraktım.

Değiştim yavaşça…Hayata tutunduğum daldan, yürüdüğüm yoldan, inandığım tutkularımdan, hiç dinmez kavgalarımdan vazgeçtim…Kendimi öğrendim! Ben ne zaman onu duymak için sustum, hayatta bağırmayı bırakıp çabaya başladı. O an, neyi öğrenmem gerekiyorsa, onu öğretecek hikâyeyi buluşturdu benimle. Cebimi doldurdu da doldurdu. O cebimde birikenlerle yazdım bu kadını. Unutulmasın, bir başka hikâye kucağımıza bırakılsa da, hatırlansın diye. Ve istedim ki bu kitap faydalı olsun, bir yerlere dokunsun. İşte sen şu an bunu okuyarak, kitabın üzerinde yazan hayvan barınağındaki dostlarımıza dokunuyorsun. Elinde bir kap mamayla belki karnını doyuruyorsun belki yarasını sarıyorsun, ya da ya da bir ihtiyacına katkı yapıyorsun. Teşekkür ederim benim hayalime ortak olduğun için. Teşekkür ederim bu dostları yalnız bırakmadığın için…

Şayet sıkılmadıysan birkaç teşekkürüm daha var elimde. İlk teşekkürüm; bana kelimelerin gücünü öğreten, o büyücü kadın Jale Demirdöğen’e. Onun ilk kitabını okuduğumda tutuldum ona; yazdığı kitap öyle güzeldi ki; sanki hikaye gerçekti, sanki karakterleri etten ve kemiktendi. Ve ne büyük mucize ki, bana yazmayı da, o öğretti. Hocam, CAN Hocam virgülü yanlış yere koydumsa affola, kucağımdaki koca teşekkürü bırakıyorum masana.

Yol arkadaşım için, içimde taşıdığım büyükçe bir teşekkür var. Benim gibi, kendini bile bazen anlamayan bir kadını anlamaya çalıştığı, bana kocaman bir özgürlük alanı açtığı ve olanı kollarının son gücüne kadar açık tutmaya çalıştığı için. Canım sen benim içsel kavgalarıma yine de uyma😊 onlar gelir geçer biz yine kalırız bir yastıkta.

Ve kitabıma şahane bir kapak çizen sihirli parmak Hülya Özdemir’e ki; bir hikâye çizmek bu değil de ne! Hülya her parmağına ayrı ayrı teşekkür ederim.

Ve öteki sandalyede oturan ve bana hep başka bir şey öğreten kadınlara..

Ve dostlara…

Teşekkürler, teşekkürler, teşekkürler…

Son teşekkür: Bu kitabı yazdıktan sonra, bir kenarda üzerini kapatmadan mayalanmaya bıraktım. Dedim ki; o hazır olunca, nasılsa bana seslenir.😊 Bir sabah, kahvenin en koyu yudumunda Yeşim (Cimcöz) fısıldadı kulağıma. Mesajı, kelimeler atacak değildi ya, Yeşim’den seslendirmeyi istemişlerdi. Bihter’le de öyle tanıştım, o fısıltının merakıyla. Sesi; bir ürperme anında, sıcacık bir hırkayı omuzlarına bırakan arkadaş gibi karşıladı beni. Bu karşılama için son teşekkürüm o’na ve tabii ki tüm Yazardan Direkt’e emek verenlere.

Güzel şeylere vesile olsun bu tanışma…

Sevgilerimle…

Not: Satılan her kitabın 5 TL’si Angels Farm Sanctuary TR barınağına bağışlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s