Annemin içinde de var mıydı? çok sesli ve çok renkli kadınlar. Onun da içinde taşıdığı kadınlardan boğulduğu zamanlar oluyor muydu? İçinde kavga eden ‘anneler’ onu da yoruyor muydu?  Ve içinde kavga eden kimse yoksa; benim gibi içinde bitmeyen kavgaları olan bir çocuğu nasıl büyütmüştü? Nasıl anlayabildi beni? Hiç yorulmadı mı benden, hiç bunalmadı mı, hiç boğulmadı mı?…

Küçükken en sevmediğim sözüydü annemin; “Sen de anne olunca anlarsın!” En aldırmaz halimle, ne anlayacağım ki der dururdum. Bugünkü aklımla, üzerindeki ağırlığı anlatmaya çalıştığını biliyorum. Anneliğin, bir kadının kabuğunu nasıl kütlete kütlete kırdığını, o kırılan kabukları nasıl boğum boğum yutturduğunu da. Annemin etrafında kimsenin bana benzeyen çocuğu yoktu. Benim gibi gecesi- gündüzü başka değildi, o çocukların. Ne çok renkliydiler, ne de çok sesli. O, benim ne hırçınlığımdan hayıflanır, ne de uysallığımdan kutlama dansı yapardı. Ne başka annelerle yarışır, ne de beni yarıştırırdı. Hep aynıydı; şefkatli, sabırlı ve anlayışlı…Bizden ‘bugünün annelerinden’ ne kadar da farklı!

Hiçbir öğreti kitabını okumadan, sabırla…

Hiçbir instagram postunu rehber almadan, özgürce…

Hiçbir ‘anne olmanın 10 altın kuralı’ atölyesine katılmadan, bilgelikle…

İçinde olan annelik iç güdüsüyle büyüttü beni, benim gibi zor bir çocuğu!

Daha iyi anne olmanın (-ki bu da ne demekse artık) üzerine kafa yormaz, ‘doğru mu yapıyorum?’ sorgulamalarıyla kitaplara sarılmaz, annelik üzerine öğrendiği yeni şeylerle kendi anneliğini puanlamazdı. Hala da öyle, artık annene olan kimliğiyle…

Geriye dönüp baktığımda; bana haksızlık yaptığını düşündüğüm, kırıldığım, kızdığım, küstüğüm zamanlarımız öyle çok ki. Bir daha kapanmaz sanılan yaralar, jilet gibi kesen konuşmalar, keşke ağızdan çıkmasaydı denilen laflar…Ağlamalar, bağırmalar, küsmeler, barışmalar…Annem: o ‘bilinçli anne’ halinden uzak ama bana çok yakın; beni her halimle onaylayan tek kadın. İçimde kurduğum her kürsüde senin kalemini kırdım, içimde çıkan her savaşta seni esir bıraktım, içimde olan her yangına seni attım. Özür dilerim…Özür dilerim anne! Yanlış adımlarımın, yanlış insanlarımın, yanlış yataklarımın hırsını senden çıkardığım için, hiç bilmeden giydiğin bilge elbiseni yırttığım için, her düştüğümde uzattığın elini kırdığım için…Biliyorum; ben her yara aldığımda, sen daha çok yaralandın ve ben o yarayı tırnaklaya tırnaklaya yeniden ve yeniden kanattım. Ve sen, sanki o yaraya hiç dokunmamışım gibi, hiç kanatmamışım gibi yine sevgiyle bana sarıldın. Ben hep çarptım o kapıyı, sen hep gülümseyerek beni içeri aldın. Ben, bazen kızımın dağınık masasına bile katlanamıyorken; sen, benim kendimle arama asma köprü olmaya nasıl katlandın? Ben mi beceremiyorum anne olmayı? Anne!…

Ben, bir gün kızım ‘kayboldum ben’ derse; senin gibi sabırla kendini bulacağı günü mü bekleyeceğimi, yoksa toz toprak içinde yollara mı düşeceğimi, yoksa yoksa yakasına yapışıp onu mu silkeleyeceğimi bilmiyorum. Bilmiyorum, içimde kavga eden anneleri nasıl susturacağımı. Bilmiyorum, onu her haliyle nasıl onaylayacağımı. Bilmiyorum, o büyürken cebine en çok neyi koyacağımı. En çok ne lazım ona? Adaletli olmak mı, merhametli olmak mı, sevgi mi, başarı mı, özgürlük mü, mutluluk mu?… Ne? Hepsinden biraz ekliyorum beslenme çantasına, ya yolda dökerse diye korkuyorum. Ya dökülürse yanına koyduklarım, ya aç kalırsa…

Kendi anneliğimin dibini sıyıra sıyıra, annemi düşünüyorum. Ben de anne oldum, anneme hiç benzemeyen bir anne…Ne şefkatimin ortası var, ne de öfkemin. Kendi içindeki rehbere hiç bilmeden inanan annemin aksine ben, bazen iç güdülerime delice güveniyor, bazen başkalarının anneliğine özeniyor, bazen kendimi alkışlıyor, bazen de acımasızca yumrukluyorum. Kendimi yeterli saymakla, yetersizliğim arasında bocalıyorum. Boynuma doladığım ipten kurtulamıyor, her gün bir düğüm daha atıyorum. Neden senin gibi hep aynı halde ve hep aynı sevgiyle kalamıyorum anne?! Sen ne koydun benim çantama da, ben her kaybolduğumda yolumu buldum. Hiç mi ya yanılırsa demedin, hiç mi ya yanarsa demedin? Kendimi bir gün mutlaka bulacağıma nasıl güvendin anne!

Sen, benim kendi hikayemi yazmam için yol oldun, yolculuk oldun, yolcu oldun. Ben yolu bırak, daha kızımın sırtındaki çantayı bırakamıyorum. Hem yürümeye çalışıyor, hem de beni taşıyor. Büyüyor o anne ama ben kendimi onun büyüdüğüne inandıramıyorum. Ve içimdeki ‘benim dediğim doğru’ diyen annelerin kavgasını durduramıyorum.

İçimdeki gerçek anneye ulaşamıyorum!…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s