#KadınBaşına Hülya Özdemir




#KadınBaşına söyleşilerinde sizi Hülya Özdemir’le tanıştırmak istiyorum. O, kadın portreleri çiziyor; o, kendi sıra dışılığını çizdiği kadının üzerine işliyor; o, çizdiği her kadında başka bir hikaye anlatıyor. Tek bir resim üzerine, yüzlerce kelime saklıyor. Sesindeki kırıklığı, duygularındaki yoğunluğu, ruhundaki irkilmeyi kelime kelime çizdiği kadının üzerine giydiriyor. Bir kadın hikayesi çizmek…Onu anlatabileceğim en güzel kelime bu. Onun resimlerindeki al yanaklar, kabarık saçlar, desenler, renkler gibi her bir detay onun resme attığı başka bir imza. Sanki aynılar, sanki farklılar, sanki aynalar…Hem birbirlerine benzeyen, hem de birbirlerinden tamamen farklı kadınlar…Kendinden koyduğu parçadan aynı, başka kadınlardan aldığı parçayla farklı olan; onun kendine has kadınları…Coşkulu, mutlu, sınırsız ve sıra dışı kadınlar onlar, tıpkı kendisi gibi.

Hülya’nın büyütecinin altındaki hayatı konuştuk güle eğlene. Onun büyütecini alıp gözlerime taktım; her şey rengarenkti ve melodili ve sadece onun bildiği bir düzen içindeydi. Ve sessizliğin içindeki cümleler, hayatın içinden taşa taşa dans ediyordu…Sonra gözlerimi kapattım ve kendimi dansa kaldırdım, artık onlarla birlikte taşabilirim…

Ah Hülya sen insanı coşturursun 😊

Bu deli divane dans için teşekkür ederim…

1-Hülya Özdemir kimdir?

Kendini tanımlamak ne zor şeymiş böyle. Soruyu ilk okuduğum andan beri kimim ki ben diye soruyorum kendime, kendim susuyor da susuyor…

O kadınları çizen kadınım galiba. Hepsine biraz kendinden, çokça başkalarından ekleyen ve kendince hepsine ayrı bir hikaye yazan insanım. Konuşmakla çok işim yok, konuşmadıklarımı çiziyorum ben. Suskunluk halimle, eğlenen halimle, hüzünlenen halimle…Yıllar, tıpkı benim gibi, çizdiklerimi de değiştirdi tabii. Çizerken dile döktüklerimi de…Belki keskin hatlar yumuşadı, belki köşeler koyulaştı, belki de çizgiler derinleşti.

Başka başka…Komik biriyim bence. Güne iyi başlayan insanlardanım. Surat asarak açmam perdeleri😊 Mütevaziyim, fazla ortalarda olmak istemem, fazla sosyal olmak istemem, fazla konuşmak istemem. Daha kendi halinde yaşamayı seviyorum. Daha kendimle baş başa…Kendimden bahsetmeyi, kendimi anlatmayı sevmiyorum pek, belki de bu yüzden soğuk durduğum ya da soğuk olduğum söyleniyor. Hayatı çok ciddiye alarak yaşayanlardan da değilim, çok dert etmem her şeyi. Bazı bazı pireyi deve yaptığım olsa da öyle kaygılı biri değilimdir. Gamsız bile diyebilirim kendim için. Valla anlatması zor kendini. Vardır beni ben yapan birçok şey ama dile dökmek zor işte. Ben, benim yerime konuşan kadınlar çiziyorum, sen düşün gerisini. Sanatçı deliliği var bende 😊

2-Çizer yolculuğunuz nasıl başladı?

Aslında bu ‘çizerlik’ kendimi bildim bileli benimle. Tabii zaman içinde gelişse, değişse de öteden beri birlikteyiz. Güzel Sanatlar okumak istedim, yetenek sınavlarına girdim ancak ve ancak geçer oy alamadım. Giriş için bana 50 puan lazımdı, 46 puan alınca küskünlük oldu aramızda 😊 Baktım kazanamadım sınavı, bende çalışayım bari deyip iş hayatına atıldım. Seneye yeniden sınava girmeyi denerim de demedim, sınava da girmedim. Hafta sonları gittiğim resim kurslarını saymazsak, resim konusunda aldığım bir eğitim yok. Kimsede dürtelememiş beni galiba o yıllarda, ‘git bu konuda eğitim al’ diye. Bazen insanın böyle konularda biraz dürteklenmeye, biraz silkelenmeye ihtiyacı oluyor, hele de gençlikte. Ben nasılsa bir şekilde yaparım cümlesi, aklını işgal ettiği yıllarda. Geriye dönüp baktığımda pişmanlık duyuyorum bazen, bir Mimar Sinan mezunu olmak güzel geliyor kulağıma, neyse…

Portreler çizmeye lisedeyken başladım; dergi, gazete sayfalarından hoşuma giden şeyleri çizerek. Hatta bir hafta sonu gazetenin ekinde Metin Tekin’in posteri vardı, onu çizip kendisine hediye etmiş, sonra kendim için yeniden çizmiştim. Yani bu doğuştan gelen bir yetenek ya da ilham, başka işler yapsam da, resim yapmayı hiç bırakmadım. Ben onu bırakmadım, o da beni ve bir şekilde buluştuk hayatın orta yerinde😊

İşte lise, sınav, iş hayatı falan falan derken…Stilist olmak istediğime karar verip kursa gitmeye başladım. Daha böyle 20’li yaşlardayım, hayat bana ne verse yaparım modundayım. Sonra bir firmada stilist yardımcısı olarak çalışmaya başladım. Çalıştım bir süre orada, çizdiğim bir çalışma dikildi bile hatta, hatta ve hatta televizyonda bile çıktı. Daha sonrasında oradan ayrılıp yayıncılık dünyasına adım attım. Bir tıp dergisinde uzun zaman çalıştım. Yaklaşık 20 yıl kadar…Orada çalışırken de tabii karalıyorum devamlı bir şeyler. Bir gün birlikte çalıştığım bir arkadaşım bana -o da çocuk kitapları yazıyor, çeviriyordu- çizimlerimin çok güzel olduğunu, kitabını benim resimlememi istediğini söyledi. Çizer miyim, çizemez miyim derken; bu yolculuğun başlangıcı oldu o kitap.

Hayatımda değişimler oluyor ama resim yapmak hep benimle kalıyordu zaten. O kitaptan sonra bez çantalar boyama başladım. Bazen ofiste bile boyuyordum hatta. Böyle böyle hayat aktı yanımdan; iş, evlilik, çocuk, resimler, resimler, resimler…Bir ara eşimin çizimlerinin çok etkisinde kalıp biraz onun gibi çizdiğim bile oldu😊Ama bunların hepsi kendimle buluşma yolculuğu tabii. Ve pinterest…Pinteresten önce ve sonra diye ayırabilirim resimlerimi. Pintereste gördüğüm Tibet’li geleneksel kadın çizimleri çok etkiledi beni. Bu tarz kadınlar çizmeye başladım sonra. O bir seriye dönüştü sonra bende; Afrika’ lı, Tibet’ li, Asya’ lı, Meksika’lı…Yanakları kırmızı, üzerinde geleneksel kıyafetler, saçlarında değişik bir şeyler. Derken…Ben bu kadınları çiziyorum iyi, hoş ama bir şey koymalıyım bunlara dedim; resimlerimi gören herkese benim resimlerim olduğunu söyleyecek bir şey, bir işaret. Yavaş yavaş oluştu bu da, desenler ve saçlarla. Benim çizdiğimi anlatacak birçok işaret var artık resimlerimde. Ez cümle; bir şekilde buluştum resimlerimle, resimlerimde yarattığım kadınlarımla…Son 6 yıldır artık sadece çiziyorum ve hayatımı çizdiklerimle kazanıyorum.

3-Neden sadece kadın çiziyorsun?

Aslında biraz önce anlattığım gibi, özel bir hikayesi yok. Kendimi bulmaya çalışırken resim anlamında, yavaş yavaş oluştu, yavaş yavaş dönüştü. Evet; hep portre çiziyordum ama bu al yanaklı, kabarık saçlı, desenli, çiçekli, böcekli kadınlar ve sadece kadınlar pinterestten sonra oldu. Orada beni etkileyen resimle. Resimler dönüşe dönüşe bana bir imza verdi aslında. Şimdi hayatta beni besleyen her şey resimlerdeki kadınlara akıyor…

4-Çizdiğin kadınlar; hem birbirlerine çok benziyor, hem de birbirlerinden tamamen farklılar. Böyle hikayeli kadınlar nasıl çıkıyor ortaya, ilhamını ne besliyor?

Aaaa ne güzel kadın cümlesiyle besleniyorum ben :=) Güzellikten alıyorum ilhamı. Mesela; bir fotoğraf görüyorum; kadının elinin duruşu da etkileyebiliyor beni, yüzündeki bakışı da…Bir film karesi de olabilir bu, bu dergi kapağı da…Beğendiğim kadınları çiziyorum yani. Hoşuma giden ayrıntıdan yaratıyorum o kadınları, beni etkileyen hallerinden. Kadınlar neden böyle hem birbirine benziyor, hem farklılar, bilmiyorum. Acaba olmak istediğim kadınları mı çiziyorum ? diye çok sordum kendime. Ama değil. Bir arkadaşım bana; “hep kendini çiziyorsun biliyor musun?” Demişti. Resimlerdeki kadınlara kendimden bir parça koyduğumu söylemişti. “Aynılıkları kendinden koyduğun parçadan, farklılıkları çizmek için etkilendiğin kadınlardan…” Bilmiyorum belki de böyledir… belki de her gören başka bir şey görüyordur; benzetmiyor ya da farklı bulmuyordur.

-Burada araya girip insanların resimlerini nasıl satın alabileceğini sormak istiyorum sana.

Birincisi; benim portremi çizer misin? siparişiyle resim yapmıyorum. Siparişi sadece iş için alıyorum, bir dergi ya da kitap gibi. Osaka’da (Herbis Plaza) bir avm’nin tanıtım ve sezon afişlerini çalıştım mesela.  Şöyle ki; insanlar benim çizdiğim resimlerin orjinalini satın alabiliyorlar ama bu duvara asmak için sadece, haklarını satın almıyorlar. Hani öyle bu resmi tişörte basayım durumu yok yani. Ama imajlarımı ticari olarak kullanmak için anlaştığım yerler var tabi. Türkiye’de Bohem Burjuva firması, onlar resimlerimi yaptıkları çantalara basıyorlar, bir firma tişörtlere bastı falan. Bu konuda Türkiye’ den değil de yurtdışından daha fazla teklif alıyorum. Kupaya basılan çalışmalarımda var oralarda. Mesela İtalya’da bayağı bayağı sevildiğimi düşünüyorum😊  

5-Seninle bir oyun oynamak istiyorum. Hülya’nın hikayesinden bir tiyatro oyunu yazılsaydı; nasıl bir oyun çıkardı, adı ne olurdu, hangi cümleyle açılırdı perde…Evet perdeyi Hülya için açıyoruz ve sahneeee.

Of! Beklemediğim yerden geldi soru 😊

Adı Boş Koltuk olsun.

Tiyatro değil dans gösterisi olsun. Çünkü kendi hikayemi dansla anlatmayı isterim.

Sahne kapkaranlık ve sessiz. Som sessizlik var öyle sessiz yani. Üzerimde sahne kadar siyah uçuş uçuş bir elbise. Yumuşak bir keman sesi beni sahneye çağırıyor. Ben parmaklarımın ucuna basa basa, döne döne çıkıyorum sahneye. Seyirciye değil, kendime dans ediyorum. Daha önce hiç yapılmamış bir bale gösterisi için, açılıyor perde…   

6-Şifa ne demek? Sana bu anlamda iyi gelen şeyler nelerdir?

Bence şifa içinin rahat olması demek. Vicdan rahatlığı…İçinde kalan herhangi bir şey, bir süre sonra bir yumruk oluyor, git gide büyüyor; işte onu atmak bana göre şifa…

Bana en iyi gelen şey; çikolata 😊 mutluluk onun içinde bence.

İyi müzik dinlemek ve yemek yapmakta mutlulukla ilişkisi olan şeyler.

7-Hayatın dalgalı dönemlerini nasıl atlatırsın?

Hayda! Sorulara gel…Atlatmıyorum ben onları 😊

Nasıl atlatıyorum? Önce kaçarım sorundan. Susarım ya da o ortamdan uzaklaşırım, kendi içimde çözmeye anlamaya çalışırım. Sonra yumruğu masaya vururum😊

8-“Bu ülkede kadın olmak…”cümlesini tamamlar mısın?

Bu ülkede kadın olmak sıkıntılı olmak demek. Hep tetikte, hep savunma halinde olmak demek. Gülmesinden, ağlamasına, kıyafetinden, bakışına kadar her şeyinden bir anlam çıkarılan ülkede yaşamak demek. Ve sahip olduğu gücü de, bu zorluklardan alıyor demek. Zorluklardan güçlenen kadınlar…

9-Zaman yavaşladı birçok kişi için, belki de durdu bu günlerde. Senin için zaman ne ifade ediyor?

Yavaşladı diyemem aynı hızla geçiyor bende. Bir meşguliyetin varsa bir şeylerle meşgulsen zaman geçti mi, yavaşladı mı, hızlandı mı çok ilgilenmiyorsun aslında. Zaman; zaten hiçbir şeye aldırmadan, akıp gidiyor. Sen o akışa ayak uydurursan sorun yok. Hor da kullanmıyorum onu. ‘Yine akşam oldu’ gibi bir derdim de yok, uyumlu bir birlikteliğimiz var yani onunla.

10-Bu da benim hayatımın altı çizili cümlesi dediğin cümleyi soruyorum.

“Whatever you do, do it completely. Don’t do it half-arsed. Do it more than anybody else would” Christian Bale

Ez cümle…Hülya der ki; ne iş yaparsanız yapın, iyi yapın. Totonuzun yarısıyla yapmayın 😊

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s