Yaslı Zaman

Bir varmış bir yokmuş Doymak Bilmez İnsanlar Ülkesinde, yaslı bir zaman yaşarmış. Bu masalda, her masal gibi varlığı ve yokluğu hatırlatmak için ‘bir varmış, bir yokmuş’ cümlesiyle anlatılmaya başlamış. Yaslı zaman hep bu isimle anılmamış tabi, uzun zaman yasta kaldığı için dostu Hayat Baba ona Yaslı Zaman demiş. Yaslı Zaman her gece siyah pelerinini, her sabah beyaz pelerinini giyer, Doymak Bilmez İnsanlar Ülkesinde gezer, gördüklerini anlatmak için Hayat Baba’nın kapısını çalarmış. Yaslı zaman ne pazartesi bilirmiş, ne Perşembe, ne yıl hesaplarmış, ne de Nisan, Mayıs dermiş…O sadece güne teslimmiş, bir de geceye. Oysa Doymak Bilmez İnsanlar Ülkesinde, zaman hep yetmeyen bir şeymiş insanlara. Hiç kimsenin durup sevmeye, dönüp bakmaya, duyup dinlemeye zamanı yokmuş. Hep telaşla, hep başka bir kaygıyla ve hiç bitmeyen bir kibirle ‘yetmeyen zamanı’ yönetmeye çalışırlarmış. Gülümsemeden uyandıkları için gökyüzünün selamını, koşarcasına adım attıkları için ezdikleri canları, sürekli şikayet ettikleri için fısıldayan hayatı duymazlarmış. Doymak Bilmez İnsanlar Ülkesinde değer gören tek şey paraymış. Ve tehlikeli şekilde değeri her gün ve her gün biraz daha artıyormuş. İnsanlar bir süre sonra, ona ulaşmak için gözlerini kırpmadan öldürmeyi, her şeyi yok etmeyi, dünyayı talana çevirmeyi hak görür olmuşlar kendilerinde. Daha çok kazanırlarsa, daha çok mutlu oluruz sanmışlar… Hep daha çok kazanmak için daha çok çalışmışlar ama her gün biraz daha mutsuz olduklarının farkına varmamışlar…

Yaslı Zaman, akmış ülkenin üzerinde her sabah… Her gece… Akmış ve izlemiş. İzlemiş hayranlıkla, yaşamın bitmeyen ve başlamayan eşsiz döngüsünü. Tam’lığı, bütün’lüğü…İzlediklerini anlatmak için her gün çalmış Hayat Baba’nın kapısını. Bir gün kelebeğin kanatlarında uçmanın heyecanını anlatmış, başka bir gün açan tomurcuğun sesindeki güzelliği. Yaşamda saklı güzellikler biter mi ki, Yaslı Zamanın cümleleri bitsin. Anlatmış durmuş gördüklerini Hayat Baba’ya. Hayat Baba her şeyden haberli ama hiç bilmez gibi dinlemiş Yaslı Zamanın anlattıklarını. Gel zaman, git zaman değişmeye başlamış Yaslı Zamanın anlattıkları, heyecanı yavaş yavaş azalmış. Hayranlığı korkuya dönüşmüş gün gün…Doymak Bilmez İnsanlar Ülkesinde insanlar değişmeye başlayınca, yaşamın dengesi de değişmiş, renkleri de…Eşsiz döngüde küçük küçük kırıklar oluşmuş, fark edilemeyecek küçük kırıklar…Sonra o küçük kırıklar büyük parçalara bölünmüş ve zincirden bir halka kopmuş. O kopan ilk halkanın, diğer halkaları tutan kilit olduğunu hiç kimse bilmemiş, hiçbir insan önemsememiş ve ertelenmiş ve ertelenmiş ve ertelenmiş…O ilk kopan halkanın başında sadece Yaslı Zaman’la Hayat Baba ağlamış…

Yaslı Zaman her günkü gibi Hayat Baba’nın kapısını çalışıyormuş çalmasına ama anlattığı şeyler mendilini her gün biraz daha ıslatıyormuş.  

“Hayat Baba” diyormuş ağlaya ağlaya. “Bugün koskoca bir ormanı yaktı insanlar. İçindeki ağaçlar ağladı, hayvanlar ağladı, o canların evi olan toprak ağladı, Ne olur bir şeyler yap!” Hayat Baba bilgelikle sallamış başını. Sabırlıymış Hayat Baba; kucağından savaşlar, katliamlar, vahşetler taşır yine de hiçbir şeyi yere koymaz, kucağından atmazmış. “Her şey zıttı ile dengede kalır bu hayatta” dermiş; ” Siyah olmazsa, beyazın hiçbir anlamı kalmaz…”

Yaslı Zamanın anlattıklarını duyan toprak ağlamaya başlamış, ağladıkça sallanmış, sallanmış, sallanmış…Öyle çok hıçkırmış ki ağlarken, üzerinde taş üstünde taş bırakmamış…Doymak Bilmez İnsanlar Ülkesindeki insanlar o toprağın ağlayışını duymamışlar. Sallantının enkazını kaldırmış, ölenleri toprağa bırakmış, birkaç gün ağlayıp sonra yıkılan evlerinin yerine yenisini yapmak üzere biraz daha orman yakmışlar…

Yaslı zaman Hayat Baba’nın kapısını her çaldığında başka bir şey için ağlıyormuş artık. “Hayat Baba, insanlar hayvanları bir yere kapatıyor, orada onların üzerinde deneyler yapıyor, hayvanlar çok ağlıyor. Ne olur bir şeyler yap!” Hayat Baba sabırla dinliyor, kucağında taşıdığı şeylerin günden güne ağırlaştığını biliyor yine de atmamaya gayret ediyormuş. Hep devam etmiş Yaslı Zaman anlatmaya, Hayat Baba dinlemeye… “Hayat Baba, insanlar dağı deldiler, dağ çok ağladı…Hayat Baba insanlar denizi kirlettiler, deniz çok ağladı…Hayat Baba, bugün onlarca çocuğu öldürdüler…Hayat Baba, yavru kedileri zevk olsun diye kestiler…küçücük balıklara ağ attılar…Güzel gözlü son ceylanı avladılar…Hayat Baba, Hayat Baba….”

Yaslı zaman durmadan ağlıyor, Hayat Baba susuyor…Yaslı Zamanın anlattıklarından sular öfkeyle kabarıyor, kabarıyor, kabarıyor…Bulutlar doluyor doluyor, doluyor, günlerce yağıyor. Hava tüm gücüyle yerden alıp, gökten bırakıyor, fırtınalar koparıyor…Doymak Bilmez İnsanlar Ülkesindeki insanlar başlarına gelen felaketlere birkaç gün ağlıyor, sonra toparlanıyor ve onu diğer felaketleri fırlattıkları dipsiz kuyunun içine atıyor ve çabucak unutuyorlarmış.

Yaslı Zaman akmış akmış akmış… Gece gündüze, gündüz geceye dönmüş arka arkaya. Yıllar belki yüzyıllar geçmiş. Yaslı Zaman ağlamaktan tükenmiş. Yaşamın içinde sesini duyduğu hiçbir canlı kalmamış. Hayvanlar küskün, tabiat küskün, hava küskün, su küskün, toprak küskün…Hayat Baba’nın bile kapısını çalmıyormuş artık. Umut, sevinç, heyecan hepsi yavaş yavaş bitmiş içinde. Git gide zayıflamış, kurudukça kurumuş. Öyle küçülmüş ki, o üzerine aldığı görkemli pelerin üzerinden düşer olmuş. Hayat Baba’ya da gitmiyormuş gitmemesine de ama onu çok özlüyormuş. Özlem ne zor şeymiş diye diye, kendini bir sabah Hayat Baba’nın kapısında bulmuş. Bir gayret çalmış kapıyı ha yıkıldım, ha yıkılacam derken kapının eşiğine, Hayat Baba açmış kapıyı. “Hayat Baba, seni görmeyeli kucağındakiler ne kadar da çoğalmış” diyerek yıkılmış oracığa. Hayat Baba kucağındakileri mi tutsun, yoksa Yaslı Zamanı mı bilememiş. Uzun uzun bakmış yerde yatan eski dostuna, artık hiç gülmeyen yüzüne, pelerinin altında kaybolan bedenine… İçinde derin bir hüzün, sarılmak istemiş dostuna. Ama ne hacet! Kucağındakilerin ağırlığından beli bile doğrulmuyor. Bir çırpıda bırakmış Hayat Baba kucağındaki her şeyi yere ve eski dostuna sarıla sarıla ağlamış. Göz yaşları toprağa, toprak havaya, hava ateşe can vermiş yeniden. Tüm heybetiyle kalkmış yerden Hayat Baba ve kükremiş, Doymak Bilmez İnsanlar Ülkesine “Haddinizi Bilin!”

Hiçbir şeyin kıymetini bilmeyen, her acıyı çarçabuk unutan, kafasını kaldırıp gökyüzünü bir kere selamlamaya vakit bulamayan insanların üzerine, avucunun içindeki tozu üflemiş. Toz; Doymak Bilmez İnsanlar Ülkesinde en sevilen şey olan paranın üzerine yapışmış. Paraya her dokunan hastalanmış, hastalık yayıldıkça yayılmış…Taa ki insanlar birbirlerine dokunamaz hale gelinceye kadar. Tüm ülke hastalık kapmamak için kapanmış evlerine ve yaslı zaman her evin kapısını teker teker kilitlemiş. Pencerelerinin önlerine biraz umut bırakmış sadece…

Önce buluta koşmuş. Hadi yağ günlerce, temizle bizi!

Güneşe koşmuş sonra. Hadi gülümse, Uyandır bizi!

Toprağa koşmuş, hayvana koşmuş, ateşe koşmuş…

Hadi canlanın, özgürüz artık!…

Yavaş yavaş canlanmış yaşam, tüm renkleriyle ve özgürce. Uyanmış doğa, uyanmış bahar ve uyandırmış tüm güzellikleri Yaslı Zaman. Kuşlar, böcekler, çiçekler hep birlikte dans eder olmuşlar yeniden.

Bu arada Doymak Bilmez İnsanlar Ülkesinde her şey yavaşlamış birden. Hep yönettiklerini sandıkları zaman, silmiş süpürmüş tüm telaşları. Geriye uzun bir Pazar günü bırakmış. Sıkılmışlar da sıkılmışlar dört duvarla kapattıkları evlerinin içinde. Pencereden bakınca daha kıymetli olmuş gökyüzü, yüzemeyince ne güzel görünmüş deniz, ağaçların içinde yürümek ne büyük nimetmiş. Her şeyi ben bilirim diyen insanlar, kibirleri ceplerinde kalakalmışlar öylece. Kimi duymuş Hayat Baba’nın söylediğini, kimi hiçççç oralı olmamış. Kimi bana bir şey olmaz sanıp, kimi kendini maskelerin arkasına saklamış. Doymak Bilmez İnsanlar Ülkesinde insanlar ya susuyor, ya bilmezlikten geliyormuş olanları. Bunun farkında olan ve bunu yüksek sesle dile getiren insanlar bir elin parmakları kadar azmış.

Hayat Baba bir sabah seslenmiş Yaslı Zamana: ”Kapıları açma vakti geldi dostum. Görelim bakalım ne hatırlayacak insanlar bugünlerden geriye”

Yaslı Zaman birer birer açmış evlerin kilitli kapılarını…İnsanlar bırakmış kendilerini yaşamın içine. Doymak Bilmez İnsanlar Ülkesinde özlenen her şey çok kıymet görmüş önce. Kibirler, telaşlar, kaygılar unutulmuş, özlenenler el üstünde tutulmuş. Sonra sonra kıymetler azalmış. Aynı telaşla doldurulan ajandaların içinde kaybolmuş yeniden insanoğlu. Ama Hayat Baba bu kez hazırlıklıymış, biliyormuş insanların tüm acılarını attıkları dipsiz kuyunun yerini. “Siz unuttukça, ben hatırlatacağım. Bir kez daha dostumu ağlatmanıza izin vermeyeceğim” demiş içinden. Dostuna kapıyı daha çalmadan açmak için, tüm pencerelerini açmış ve Yaslı Zamanı beklemeye başlamış…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s