#KadınBaşına Safiye Ateş

#KadınBaşına söyleşileri bugün bir özel eğitim uzmanını ağırlıyor. Safiye Ateş. O, çok çocuklu doğal bir kadın, bir eğitim aktivisti, sanat, doğa ve hayvan dostu, kadın hakları savunucusu feminist bir anne. Ve özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklara, yoğun eğitim veren Evin Özel Eğitim Danışmanlık Merkezi’nin kurucusu. Kurumu; Türkiye’de bir ilki gerçekleştirip, özel eğitim çocuklarıyla, çocukların evlerinde eğitim veriyor. Ailelere de bu eğitimin kapılarını açıp eğitimin bir parçası olmalarını sağlıyor. Ailelere de öğretiyor, özel çocuklarıyla kuracakları özel ilişkiyi. Bir sanat eseri icra eder gibi, ince ince eleyip sık sık dokuyarak, yapıyor işini. Dünyanın tüm çocuklarını sığdırabileceği büyük bir kalbi var. Doğayla bağ kurmadan büyüyen her çocuk için, ayrı üzülecek kadar doğaya tutkun. Hayvana, çocuğa, yaşlıya, sanata, işine tutkun. Yolcu çantasında; hayatın bir yerinde düşen, yaralanan ya da dezavantajlı olan hayatlar ve çocuklar, avucunun içinde ‘insan yalnızca söylediklerinden değil, sustuklarında da sorumludur” yazısı var. İlhamını da, gücünü de, başarısını da bu sözün misyonundan alıyor. Sevgiyle eğittiği her özel çocuk için, bir çiçek bırakıyorum yoluna. Rengarenk yollarda yürüsün diye. Ve sözün devamını bu özel kadına bırakıyorum. Annelere, babalara, hayata, kadınlara sesleniyor, içindeki sevgi sesine karışıyor. Dinle bak! hayat bugün sana ne söylüyor… 

Çok saygılar… 

Çok sevgilerle… 

1-Safiye Ateş kimdir? Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? 

Ben çağdaş ama geleneksel bir kadınım.(Geleneksel bazı öğretileri, bilgelikleri kaybetmemek adına, sürekli içimdeki atalarımı yoklarım) Özel eğitim ve çocuk gelişim uzmanıyım. Ciddi anlamda annelik mesaisi içinde, ikiz çocuk annesiyim. Geçen gün bir yazıda, annelik için; 2.5 tam zamanlı iş mesaisi diyordu, ben hemen ikiyle çarptım.:) Şöyle söyleyeyim ki; hem aktif bir anne, hem de aktif bir eğitimciyim. Kadınım, arkadaşım, eşim, aynı zamanda çocuğum, gibi gibi çok fazla rolüm var hayatta. Bu sıralar daha çok kendime, kendimle ilgili rolüme de zaman ayırmaya çalışıyorum. Kendimle biraz fazla zaman geçirme gayretindeyim. Şimdi bu söyleşiyi yaparken kendime zaman ayırıyorum mesela.😊 

Tanımlamak kısmına gelirsem, bir tanımın içine girebilir miyim bilmiyorum? Çünkü; çok değişen bir insanım. İskeletim aynı olsa da, yıllar beni iyi yönde değiştirdi, sakinleştirdi, ehlileştirdi…Çok şey öğrendim, özellikle anne olduktan sonra. Ki ayrıca, anne olmak içinde çok mücadele ettim. Bana kendimi tanımak için, ilmek attıran şey neydi? Anne olmak! Anne olmak için mücadele verdiğim o süreç, bana değişmelisin, dönüşmelisin, kendin için, çocukların için, etrafındaki çocuklar ve insanlar için daha anlamlı olmalısın diye seslendi. Yeterli olmaya, olabildiğim kadar yeterli olmaya itti ses beni. Böyle böyle değiştim, dönüştüm, sakinleştim. 

Ve işim tabi, hayatımda çok etkili, çok seviyorum, bir sanat eseri icra eder gibi, yapıyorum işimi. Çocukları çok seviyorum. İnsanların hayatlarına dokunmayı seviyorum. Yaşlıları, hayvanları seviyorum. İyi ki çocuklarla çalışıyorum.  

Kendimle ilgili ekleyeceğim bir şey de, alışmamaya dair. Mesela; şehrin bu büyük binalarını görüyorum hala içim acıyor. Alışmıyorum, alışmayacağım! Çarpık kentleşmeye, kaba insanlara, cehalete, kirletilen hiçbir şeye alışmayacağım. Çünkü; alışırsam kabullenmiş olacağım. Ben kabullenmeyeceğim.  

2-Nasıl bir çocuktunuz? 

Hacı Bektaş ilçesinde doğup büyüdüm. Bozkırın çocuğuyum ben. Anadolu kızıyım. Çok güzel bir öğretiyle ve felsefeyle büyüdüm. Bektaşiyim. Öğretilerimiz hep; insan sevgisi, doğa sevgisi üzerinedir. Bize şu öğretildi; nefsine ağır geleni, başkasına yapma! Yani, empati bize çocukken öğretildi. Bir şey yaparken, ben olsaydım ne hissederdim diye düşünerek büyüdüm. İnsan sevgisiyle, doğa sevgisiyle büyüdüm. Büyüdüğüm ilçede kız çocuklarının okumasına çok önem verilirdi. Böylelikle de kütüphanede büyüdüğümü söyleyebilirim.   

Çok özgür bir çocuktum. Hayatımdan, tiyatro, dans, şiir, müzik hiç eksik olmadı- ki büyürken hep tiyatro olmayı hayal etmiştim- Benim çocukluğum harikaydı. Sabah uyanıyordum, çok uyaran şey vardı etrafımda. Doğa vardı, hayvanlar vardı, ablam, kardeşim, kuzenlerim, arkadaşlarım vardı, çok geniş bir alanım vardı. Beni besleyen ve bugünkü güçlü, yaratıcı insan yapan şey benim çocukluğum. Ben tüm kavramları doğada öğrendim. Doğada özgür ama karar noktasında anne babaya bağlı olarak büyüdüm.  

Şehirde yaşayan apartman çocuklarına hiçbir zaman kızmıyorum. Dört duvar içinde yaşayan çocuklara üzülüyorum. Enerjilerini doğada atmadıkları, dokunarak öğrenemedikleri için üzülüyorum. Eğitimlerde, çocukların davranış bozukluklarından ( hiperaktif, ya da dikkat eksikliği gibi) şikâyet eden anne babalara; önce kendi davranışlarını kontrol etmelerini söylüyorum. Çünkü çocuklar, anne babanın aynasıdır. Eskiden anne babaların çok işi vardı. Ve çocuklar anne babalarıyla çok muhatap olmazdı. Şimdi anne babalar çocuklarıyla arkadaş gibi. Biz çocukken anne babamızın kavgasına şahit olsak da, doğaya çıkıp deşarj oluyorduk. Şimdi çocuklar dört duvar arasında ve herhangi bir şekilde psikolojik şiddete maruz kaldığında, evin içinde demoralize oluyor, böylelikle hissettikleri o psikolojik baskı daha da artıyor. Eskiden anne babalar, anne babaydı, kuralları vardı. Bu kurallar da önemliydi. Şimdiki anne babalar çok tutarsız. Bunun çağdaşlıkla çokta alakası yok. Çünkü çocuğu sağlıklı yapan şey, doğru kurallardır. Net olmaktır. Sınırsız özgürlük vermek de sağlıklı bir şey değildir. Gerçek hayat; anne babanın evi kadar yumuşak ve steril değil. Ve ben çocuğumu doğru yetiştirdim demekle de olmuyor. Bu bir toplum sağlığı sorunu. Öyle ki, hepimizin yetiştirdiği çocuk, hayatın içinde karşı karşıya gelecek. Siz kendi çocuğunuzu sağlıklı bir psikolojiyle büyütüyor olabilirsiniz ama ona dokunacak başka bir anne babanın çocuğu sağlıklı olmayabilir. Bu sabah öldürülen genç kızı düşünürsek, toplum sağlığı sorununun da önemini kavrayabiliriz. 

Yani kendi çocukluğumu anlatırken, toplum sağlığı sorununu anlatan bir kadına dönüşmek; eğitimci kimliğimden olsa gerek 😊 

3-Ve Safiye’nin yolculuğu ya da hikayesi nasıl devam etti? 

Hayatın her evresi bir yolculuk aslında. Şöyle devam edersem; 19 Mayıs Üniversitesi Özel Eğitim Bölümünü kazandım. Okulu bitirdiğimde bir sene staj yaptım. Aynı üniversitede, Zihinsel Engelli Araştırma Merkezinde. 3,5 yaşında Otizm Spektrum Bozukluğundan etkilenmiş bir çocukla çalıştım. Hemen ardından Kırklareli’ne atandım. Kırklareli’ndeki yıllarım harikaydı. Çok güzel bir yer orası. Küçük bir şehrin samimi insanları, arasında üç yıl boyunca dokuz sekizlik 😊 yaşadım. Dostluk, dayanışma, doğal hayat, sakinlik içinde. Ve o arada, ilk görüşte aşık olduğum- ki hem kalbim, hem de aklın aynı anda aşık oldu- eşimle tanıştım. Evlendik ve Kırklareli hayatım bitti, İstanbul hayatım da böylece başladı. Oradan sonra, burada yaşamaya alışmak bayağı zor oldu benim için. Kırklareli’ndeki zaman döngüsüyle, İstanbul’daki zaman döngüsü o kadar farklı ki; zannedersin iki şehirde farklı zaman dilimi var. Oradaki sakin akış, burada hızlandıkça hızlanıyor. O şehirdeki 24 saati yakalamak için, bu şehirde 48 saate ihtiyaç duyuyor insan. Neyse 😊 Burada bir devlet okulunda çalışmaya devam ettim. Bu arada anne olmak istiyorum. Yavaş yavaş bedenimi buna alıştırıyorum. Vitaminler, kontroller, testler falan. Derken, simir testinde rahim ağzı kanseri olduğum ortaya çıktı. Ben kendimi anneliğe hazırlarken, hazırlıksız olduğum bir yerden yakaladı hayat beni. Ameliyat olmam ve rahmimin bir kısmını aldırmam gerekti. Bu literatürde şu anlama geliyor; gebe kalırsam, bebeği taşıyamayabilirim. Öylesine çocuğum olsun istiyorum ki, önce çocuğu yapayım sonra tedavi olayımı bile düşünüyorum. Öyle tutkuyla anne olmak istiyorum. Tedaviye başladım, bitti, yedi sene anne olmak için mücadele verdim. Bu dönem zarfında da, hastalığım yeniden tetikler ve yeniden ameliyat olursam, rahmimim bir kısmını daha kaybedeceğim diye de korkuyorum. Gidiyorum doktorlara, hiçbir sorun yok, gebe kalabilirim. Ama yok olmuyor. Sürekli doktor, doktor geziyoruz. 50 kilodan 70 ‘e 80’ e çıktım. Hormon tedavisi görmekten. Tedaviden tedaviye gitmekten helak olduk. Tramvaya dönüştü bir süre sonra, o süreç. Psikolojik destek almaya başladım. Öyle bir haldeyim ki, insanlar iyi ya da kötü ne söylerse söylesin, batıyor bana. Bir yerimden kırıyor beni. Bu sebeple de, soyutlandıkça soyutlanıyorum etrafımdaki herkesten. İnsandan soyutlandıkça, çalışmaya veriyorum kendimi. Sabah okulda, sonra başka bir danışmanlık merkezinde hiç durmadan çalışıyorum. İşimi de çok severek yaptığımdan, çok başarılı işler çıkarıyorum ortaya. Böylece adımda duyulmaya başladı. Ve aralık ayında bir gece- ki bu ay en sevdiğim aydır, bütün önemli kararlarımı bu ayda almışımdır- devletten istifa edip, kendi özel eğitim okulumu kurmaya karar verdim. Eşime de ben bir okul açacağım ve bu okul Türkiye’de ilk olacak dedim. Aziz Nesin’in bir sözünden – insan sadece söylediklerinden değil, sustuklarından da sorumludur- güç alarak çıktım yola. Türkiye’de özel eğitim konusu çok sıkıntılı ve çok yanlış gidiyordan çıktım yola ve EVİN’in yolculuğu başladı, 2011 ‘de.  

Zorlu anne olma yolcuğum da 3,5 sene önce kucağıma aldığım ikiz bebeklerimle taçlandı. 🙂 

Şunu belirtmeliyim ki; benim misyonum, hayatın bir yerinde düşen, yaralanan ya da dezavantajlı hayatlara yardım etmek, işimi de bu sebeple seçtim, bu sebeple çok seviyorum. Evin bu misyonla ortaya çıktı, daha faydalı olmak, daha faydalı olmak için alan açmak, o alanı tutmak için. 

4- Evin Özel Eğitim Danışmanlık Merkezi ne amaçlıyor ve nasıl çalışıyor? 

Kurumumuz sadece 0-6 yaş çocuklarla ve sadece evinde çalışıyor. Türkiye’de bir ilktir bu. Kuruma öğrenci almıyoruz biz. Burada sadece aile görüşmelerini yapıyoruz. Eğitim evde oluyor, çocuğun kendi evinde, doğal ortamında. Bu iş; hem bedensel anlamda, hem de zihinsel anlamda inanılmaz emek sarf edilen bir iş. Bu sebeple en fazla yirmi öğrenciyle çalışıyoruz. -ki bu dönem kendi çocuklarımdan dolayı on beş öğrenciye düşürdük- Ve yirmi öğrenciyle, on kişi çalışıyoruz.  

Öncelikle şuradan başlayalım; nedir özel eğitim çocuğu: Kendi akranlarından gelişimsel gerilikler, gelişimsel farklılar taşıyan çocuk anlamına gelir. Takvim yaşıyla, performans düzeyi bire bir örtüşmeyen çocuklardır. Gelişim geriliği olan çocuklara, biz evde yoğun eğitim desteği veriyoruz.  

Özel gereksinimi olan çocuğun, çocuk psikiyatristinden tanı alması gerekiyor. İlla bir devlet raporundan bahsetmiyorum, ancak ailenin bir çocuk psikiyatristi ya da çocuk nöroloğuna gidip zihinsel geriliğe ilişkin bir bilgi formunu bize ulaştırması gerekiyor.  

EVİN Özel Eğitim Danışmanlık Merkezi olarak; sadece Otizm Spektrum Bozukluğundan etkilenmiş çocuklar, Gelişim Geriliği Olan ve Serebral Palsili çocuklarla çalışıyoruz-ki Özel Eğitim çok büyük bir derya deniz. Her konunun uzmanı olmak mümkün değil- Bu çocuklara, ayda en az 40 seans yoğun eğitimi, evinde vererek çalışıyoruz. Ve kapıları aileye de açıyoruz, o eğitimin bir parçası olmalarını sağlıyoruz. Çünkü, bir gün aile maddi ya da manevi zorluğa düşer çocuğun eğitimine devam edemezse, bu işi öğrenerek çocuğuna faydalı olmaya devam etsin. Yani biz; Türkiye’de bu işi yapan kurumlardan farklı olarak, eğitimi aileye de öğretiyoruz.

Her hafta tüm ekiple birlikte çocukları değerlendiriyoruz.  Mesela; yeni bir öğrencimiz geldi. Çok kapsamlı bir değerlendirme yapıyoruz. Fizyoterapistimiz Nida Hanım, ben, çocuk gelişimi uzmanlarımız, psikoloğumuz, uzman psikolojik danışmanız Feyyaz Bey hep birlikte, hepimiz kendi gözünden değerlendiriyoruz. Aile görüşmesi ve çocuk değerlendirmesi yapıp çocuğa bir ana taslak program çıkarıyoruz. Ev eğitmenine bunun eğitimini veriyoruz. Diyoruz ki; bu öğrenciyle, evinde bunu çalışacağız. Her çalışılan hafta sonrasında hem öğrenciyi, hem eğitmeni değerlendiriyoruz. Bu hafta ne yaptık? Çok önemli bu soru. Oto kontrol mekanizması bu işte çok önemli ve biz bunu çok sıkı tutuyoruz. Bir prensiple ilerliyoruz. Bu sebeple bizim işimiz de çok öğrenci olması, bir övünç kaynağı değil. Çok öğrenciyi bu incelikle takip etmek mümkün değil çünkü. Çok sistemli çalışıyoruz. Şöyle ki; üç koldan programı denetleriz. Ev eğitmenleri, eğitim koordinatörleri ve aileler. Aileye deriz ki, “öğretmenler bu hafta bunları çalışacak, şu şarkıları ve etkinlikleri yapacak, siz de kontrol edin, bilginiz olsun. Evet bize güvenin, ancak hep denetleyin”. Ben de işimde obsesifim, çok ince eleyip sık dokurum ve empati yeteneğim çok yüksektir. Başarım da bu sebepledir. Özellikle anne olduktan sonra, işime olan aşkım, bununla birlikte başarım da arttı.  

Ve biz; çalışanlar için de aynı inceliği düşünürüz. Bizimle çalışmaktan mutlu olmasını önemseriz. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde kadın emekçilerimiz çalışmaz. Haftanın 5 günü ve mesai saati az çalışılır. Daha iyi emek üretip, daha mutlu çalışması hedeflenir.  

5-Bir ayda 40 seans yoğun eğitimin, özel çocuklar üzerindeki etkileri nelerdir? 

Şunun altını çizmek isterim ki; gelişim geriliği olan çocuklarımız da, bir anda bir mucize beklemek mümkün değil. Ailelere de söylerim hep; ben bir araba satıcısı olsaydım, size arabayı ne zaman teslim edebileceğimi söyleyebilirdim. Ancak çocuğun gelişimi böyle değil. Onu bir tohum gibi düşünelim diyorum. Tohumu toprağa atacağız-ki toprak burada ailedir ve ailenin bu süreci kabul etmiş olması, bu yolculuğa hazır olması gerekir-o toprağı sulayacağız, gün ışığı lazımdır, sonra bekleyeceğiz, bekleyeceğiz, bekleyeceğiz ki o tohum filize dönsün. O filizi tutup çeksek bile, daha hızlı uzamaz. Çocuk gelişimi de böyle bir şeydir. Burada önemli olan şudur: Erken çocuklukta yoğun özel eğitim desteği ve nitelikli eğitim desteği. 0-3 yaş beyin gelişiminin % 85 tamamlandığı yaştır. Anne babaların en çok bu yaşa dikkat etmesi gereklidir. Bizim bu yaşımızdaki bilgilerimizin çoğu 0-3 yaş aralığının mirasıdır bize. Dünya standartlarında şu söyleniyor; otizmden etkilenmiş bir çocuk haftada en az 20 saat eğitim almalıdır. Ülkemizde, devletin bir çocuğa verdiği sadece 8 saat. Bu bile üzerinde uzun uzun konuşulması gereken bir konudur. 

Bizim çocuklar üzerindeki etkimize gelirsek de, bunu bizimle çalışan ailelere sormak en doğrusu. Bizim web sitemizde (www.evinozelegitim.com) referanslar bölümümüzde hepsi el yazısıyla yazılmış anne mektupları var, onları okuyabilirsiniz. 

Ama şunun tekrar tekrar altını çizmek, anne babalara seslenmek istiyorum. Gelişim geriliği olan çocuklarda erken tanı çok önemli. Erken tanı ve doğru müdahale. Lütfen buna dikkat edin ve önem verin! 

Ve sadece otizm değil, otizmle karışan çok şey var. Davranış bozukluğu mesela. Müthiş bir teknoloji bağımlılığı var çocuklarda. Seminerlerde de hep söylüyorum; lütfen televizyon, tablet ve telefona bir sınır koyun. Siz onun arkadaşı değilsiniz, onun onlarca arkadaşı ama sadece bir tane anne, babası olacak unutmayın. Ve dil konuşma geriliği de dikkat edilmesi gereken bir diğer konu. Çünkü, çocuğu uyaran yok. Çocuk tek yönlü bir iletişim aracıyla muhatap sabahtan, akşama kadar. Çocuk sadece karşısında konuşan televizyon, tablet ya da telefona bakıyor, dinliyor, o konuşmuyor. Otizm tanısı olmayan ama göz teması kurmayan öğrenciler geliyor bana. Bu sayı devamlı artıyor. Onlarla sistemli bir şekilde, aileyi de ele alıp bir süre eğitim verdiğimizde, o çocuk kurtuluyor. Ama onlara da doğru eğitim verilmezse otizme doğru ilerlerler.  

Lütfen söylediklerime dikkat edin. İhmal etmeyin. Hepimizin geleceği çocuklar. Gülsün çocuklar 🙂 

6-”Bu ülkede kadın olmak…” cümlesini tamamlar mısınız? 

Bu ülkede kadın olmak, insanı çok güçlendiren bir şey. İnsan beyni zorluğu gördükçe, daha da işlevsel hale, daha da üretken hale geliyor. Bu ülkede kadın olduğunuz da, daha pratik, daha direngen, daha aktif olmak zorunda kalıyorsunuz. Her an, her şeye gardınız hazır olmalı. Kolay bir ülke değil maalesef.  

7-Size göre şifa nedir? 

Bana göre, durmak demek. Yani biraz beklemek, yavaşlamak, daha çok düşünmek, daha az konuşmak…daha çok sessizliğe zaman ayırmak demek.  

8-Zaman sizin için ne ifade ediyor?  

Yaşlı bir komşu teyzemiz vardı. Onunla sohbet etmeyi çok severdim ben. Zaman buldukça gider divanına otururdum. Bir gün yine sohbet ediyoruz. Dedim ki; teyze kaç yaşındasın? Dedi ki; “hiç saymadım” 😊  

Zamanın anlamı, benim için bu olsun istiyorum. Ben yaşayayım, geçsin, gitsin, telaşlandırmadan. Geçen oğlum sesleniyor “anne” tekrar desin diye, duymamazlıktan geliyorum, o yeniden sesleniyor “anne”. Öyle mutlu hissettim ki kendimi. An, anlam ve zaman hepsini sığdırabilirim bu kelimenin içine. Bir çocuğun anne diye seslenmesi, benim için zamanın anlamı. Ben, yıllarca çocuğundan anne kelimesini duymak için gözyaşı döken annelerle çalışıyorum. Hayat ve zaman o kadar işte.  

Buranın açılışını yapıyoruz. Ailelerle birlikte kurdele keseceğiz. Dediler birkaç kelime söyle. Dedim ki; ‘inşallah Evin kapanır. Hiçbir çocuğun ve hiçbir ailenin bana ve benzeri kurumlara ihtiyacı olmaz ve Evin Özel Eğitim Merkezi kapanır.’ 14 yıldır bu çocukların bu ailelerin içindeyim ben. Yüzlerce özel eğitime ihtiyacı olan öğrencim oldu. Ben de özel eğitim alması gereken bir çocuğum varmış gibi yaşıyorum hayatı. Okuduğum kitaplar, akademik anlamda yaptığım çalışmalar hepsi hepsi bu alan üzerine kurulu. En basiti sosyal medyaya bile girdiğimde, hemen yeni kitaplar var mı çocuklarımı geliştirecek ya da ne etkinlikler yapılıyor bu konuda diye araştırma yapıyorum. Çocuklar, çocuklar, çocuklar…benim için zaman da, hayat da. 

9-Hayatın dalgalı dönemlerini nasıl atlatırsınız? 

Kesinlikle psikolojik destek almanın önemine inanıyorum. Kendi travmalarıyla yüzleşmeli insanlar. Bunun içinde doğru insanlardan destek almalı. Ben psikoloji bilimine büyük bir saygı ve hayranlık duyuyorum. Ben bu konuda çok şanslıyım. Etrafımda her daim psikolog arkadaşlarım vardı. Bu çok önemli; mutlaka ama mutlaka eğer zorlanıyorsanız bazı dönemleri atlatmakta, psikoloji biliminden destek alın. Benim davranışım dediğiniz birçok şeyin, aslında size ait olmadığını göreceksiniz.  

Ve beni yoran insanları hayatımdan çıkarıyorum. Kıskaçlık, haset gibi duygular taşıyan insanlardan uzaklaştım. Kendi incinmişliğini, seni inciterek unutmaya çalışan insanlardan uzaklaştım. Kendimi koruyorum. Hayatlarımızın bir sit alanı olduğunu, onun ne kadar özel bir alan olduğunu, onu korumamız gerektiğini unutmayalım. Evet benim hayatım bir sit alanı. Ben izin vermedikçe kimse giremez, girip çöpünü atamaz, kazamaz, kirletemez. Ne kadar yaşarım bilmem ama kaliteli yaşama gayretindeyim. Beni besleyecek, beni motive edecek insanlara ve doğaya ihtiyacım var.  

Ve çocuklarım…Ben onlarla yeniden doğdum, yeniden büyüdüm.  

10-Size göre hayatın ilhamı nedir? Ve bu söyleşiyi okuyanların sizi hangi cümleyle hatırlamasını istersiniz?  

Aziz Nesin’in bir sözü her konuda bana ilham veriyor; “insan yalnızca söylediklerinden değil, sustuklarından da sorumludur” bu söz benim için çok önemli.  

Yaşadıklarımızı saklamamak gerekir ki başka hayatlara yardım edebilelim, onlara ilham olabilelim.  

Bir de bir bektaşi öğretisi olan; kendi nefsine ağır geleni, başkasına yapma felsefesi hep aklımda ve hayatımdadır. Hayvana da, toprağa da, bitkiye de, insana da bunu düşünerek davranırsak, zaten muhteşem bir hayat, muhteşem bir dünya kendiliğinden kurulur.  

Sevgilerimle 🙂 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s