#KadınBaşına Seçil Sağlam

IMG_3533

#KadınBaşına söyleşilerinde bugün bir yolcuyu ağırlayacağım. Seçil Sağlam. Gittiği her şehirle bütünleşen, gören, duyan anlayan ve bunu anlatan bir kadın o. Hayatın anlamını, bir martının kanadına, bir kedinin kuyruğuna, dalgalı bir denize, sonbahar renkleriyle süslü bir ormana sığdırabiliyor. Ve keyif aldığı her anı mucize sayıyor. Her insanın ihtiyacı olanla buluşacağına inanıyor. Bir yolcu olmayı ve o yolculuklarda kendisiyle buluşmayı anlatacak bize. İnsanın tüm yolculuklarını, aslında kendisine yaptığını altını çize çize. Hayatın aslında ne kadar hafif olduğunun kokusu yayıldı etrafıma, o konuşurken. Kendine yürüyen bir yolcu gördüm gözlerinde, sanki yüzyıllar öncesinden gelen. Çok eğlendik biz konuşurken, kahkahaları buraya sığdıramadım ama ceplerime doldurdum. Fotoğrafını her gördüğümde gülümseyeceğim. Sevgiyle Seçil sevgimle, yolun hep açık olsun😊 

Bir varmış, bir yokmuş. Dünyalı bir Seçil varmış.  

“Sırt çantama en çok kendimi koydum ben giderken…” diyerek başlamış masalına. Hadi kapatın gözlerinizi güzel bir masal dinleyeceğiz.  

Bu çocukken astronot olup uzaya çıkmak isteyen bir insanın, dünyada gezinmekle yetinmesinin hikayesidir. Bir gezginin defterinden…

1-Seçil Sağlam kimdir? Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Ben kimim? Ben bir dünyalıyım. Bütün hallerimle; bazen herkes gibi, bazen herkesten farklı, bazen eksik, bazen de fazla hisseden bir ruhum. Dalgalı hallerim de var, rüzgârlı da, kıpırtısız da.

Kendimi anlatmak, tanımlamak zor. Çünkü bir kendin varsın, bir senin algılanışın var, bir kendin hakkında yanılsamaların var. Tanımladığım hallerim ne kadar doğru olur bilmiyorum. Cümlemin başına ‘bence’ ekleyerek; hassas biriyim, duygusalım, karar verirsem yaparım ve bir o kadar da kararsızım. Eskiden daha çabuk karar alabiliyorken, yaş geçtikçe kararsız olduğum anlarım artıyor. Bu durum; yaşla mı, zamanın bana bıraktığı deneyimle mi, yoksa hayatın farklı yönlerini görmeye başlayınca mı ortaya çıktı bilmiyorum. Zamanla; zihnim, duygularımdan daha fazla dolaşmaya başladı ortalıkta 😊

Öyle her şeyi akışına bırakabilen biri değilim. Kontrolcü bir yanım da var. Hayatın içinde hep koşullara göre hareket ettim, olmayanı zorlamadım, bana iyi gelmeyeni bıraktım. Olmayanı bıraktım derken, sivri bir şekilde bırakmaktan söz etmiyorum. O an onu yapmam gerektiği için ya da opsiyonum o olduğu için bıraktım. Bıraktığım o işi, o evi, o şehri ya da o ülkeyi bırakırken aldığım karar o yüzden bana çok radikal gelmedi hiç. Çünkü oydu. Bana iyi gelmediği için bıraktım ardımda kalan her şeyi. Kontrollü ve yavaşça…Çılgınlık haliyle değil, üzerine düşünerek ve karar vererek. İnsana en iyi gelen şey bu; bırakman gerekiyorsa bırakacak kadar cesaret.

2-Nasıl bir çocuktunuz?

Sakin bir çocuktum. Güzel bir çocukluk dönemi geçirdim. Dışarda oynamayı çok severdim, kitap okumayı da, hatta yazmayı da. Günlüklerim ve ben 🙂 Kendimle diyalogum taa o günlere dayanır. Çocuk halim, gözlerimin önünden geçerken; ya bisiklet kullanıyor, ya bahçede oynuyor, ya da parkta sallanıyor. Yani anılarım, bana hep gülümseyerek bakıyor. Kumdan kaleler, kırmızı balonlar, barbie bebekler, şekerlemeler ve çikolatalarla birlikte.

3-Seçil’in yolcu olma hali nasıl başladı?

Kendimi bulmak için, kendimi yollara vurdum:) Kendi kendime geçirdiğim zamanlarda, kendimin en iyi arkadaşı oluyorum. Sanırım bu yüzden, yalnız seyahat etmeyi seviyorum. Kendimle ve gittiğim yerle bütünleşiyorum böylece. Kendi içime seyahat ediyorum ben aslında, her gittiğim yerde.

Hikayemde şöyle; çocukken astronot olup uzaya çıkmak isteyen bir insanın, dünyada gezinmekle yetinmesinin hikayesi :)))

İlk yurtdışı seyahatimi 16 yaşında yaptım. O seyahat, kıpır kıpır dolaştı damarlarıma ve içimdeki gezgini ortaya çıkardı 🙂 Böylece; astronot olma hayalim, hostesliğe evrildi. Üniversitede İngilizce Öğretmenliği okuyorum ama hostes olmakta aklım. Gökyüzü, uçaklar, seyahatlerle dolu içim. E bi’kere kaçtı içime yolcu olma hali. Öğretmenliği İki yıl denedim. Yok olmadı ‘bu değil’ dedim. Bu işte kendimle buluşmam. Ve Katar Havayollarında hostes olarak çalışmaya başladım. İki buçuk sene hostes olarak çalıştım. Seyahat etme istediğimi iyice besledim orada. Gezgin olma halim yaptığım işle, işlerle başladı aslında. ‘Nasıl gezebilirim’ fikri de şekillendi böylece aklımda. İçinde ‘seyahat’ kelimesi geçen işlerde çalışarak 🙂

İstanbul’a dönünce önce seyahat acentasında çalıştım. Butik turlar ve özel projeler yapıyordum orada. Mesela; Ayhan Sicimoğlu’yla Küba yaptık. O benim projemdi. Her şehri, satışı, fikri, reklamı, organizasyonu ve tüm detaylarıyla. Serra Yılmaz’la Toscana yaptık. Gibi gibi. O süreç içinde kendi gelirimle yaptığım seyahatlerim oldu, işle ilgili yaptıklarım oldu. Derken derken; bir süre sonra ofis içinde çalışmanın da bana iyi gelmemeye başladığını fark ettim. Neden? Çünkü sığamıyorum dünyanın içine 🙂

Neyse, bu işin mutfağında yeterince çalıştım deyip, kendi kendimi 35 yaşında emekli ettim. Peki ben ne yaparım? Zaten yazıyordum o sıralarda, hali hazırda bazı seyahat dergilerinde yazılarım çıkıyordu. Böylece hayatıma sadece yazarak devam etme kararını aldım. Bir kapıyı kapattığımda, başka bir kapı açılacağına olan inancımı cebime koyarak. İnandığım gibi de oldu, yeni kapılarda açıldı, daha çok dergiye yazmaya başladım. Seyahat yazıları yazarak hayatıma devam ettim. Yazıdan para kazanarak, yaşayıp yaşayamayacağımın da ölçüsü oldu bir anlamda bu karar. Evet! focusunu neye odaklarsan, o büyüyor hayatında. 3-4 sene böyle yazarak kazandım hayatımı. Yolculukterapisi.com’ da yazdım iki sene. Zeynep’le birlikte çalışmak çok güzeldi benim için. Bir döngüye girmiş oldum böylece. Seyahat et, ettiğini sun, onu yaz, öner sonra yeniden seyahat et. O seyahatlerimden birinde şu anda hayatımda olan kişiyle tanıştım:) Venedik’te. Meksika’ da böyle girdi hayatıma. Sebeb-i aşk’la 🙂 Hem de hiç beklemediğim bir anda… Ve hayatımın Meksika bölümü başladı böylece. Ama o zamanlar ne Latin Amerika’da yaşayacağımı, ne de ülke değiştireceğimi düşünüyorum, İstanbul’da yaşamayı da çok seviyorum üstelik. İşte tanıştık Venedik’te, sonra; yani dört sene önce Meksika’ya bir seyahatim oldu. Orada yeniden buluştuk. Benim korkunç İspanyolcam ve onun korkunç İngilizcesi eşliğinde.:) Zamanla aramızda kendi geliştirdiğimiz yeni bir dil oluştu zaten. Biraz ondan, biraz bundan katıp anlaşıyoruz. O seyahatimden sonra kanıma girdi onunla o ülkede yaşama fikri, ama hemen karar veremedim tabi. Kontrolcü tarafımı hemen devreye soktum. İstanbul’dan ayrılma kararım aylar sürdü açıkçası. Son noktayı koymak bayağı bayağı zorladı beni. Üç sene önce buradaki evimin kapasını kapatıp başka bir ülkedeki evimin kapısını açtım. Üç senedir de gitmeli gelmeli bir hayatım var. Biraz orada, biraz burada, biraz başka ülkeye seyahatlerde…Hayat bundan sonra ne getirecek bana bilmiyorum. Her şeyi kontrol eden yanım hep tabakta bekliyor. Bazen zorluyor beni bu bölünmüş hayat, bazen çok iyi geliyor.Hem beni çok besliyor, hem de bir karar almak zorundaymışım gibi hissettiriyor. Aslında böyle gitmeli gelmeli bir yaşam olmaz gibi geliyor, ama bir yandan da oluyor işte. Aidiyet duygusu da değil hissettiğim. Benim aidiyet duygum farklıdır, ben nereye gitsem, orada kalasım gelir. İstisna birkaç yerin dışında. Nereye gidersem, oraya ait hissederim kendimi. Ruhum hem bağımsız, hem gezgin ama bir yanımda artık kök salmak istiyor galiba.

Meksika’da yaşamayı seviyorum. Bayılıyorum o ülkenin festivallerine, renklerine, o kaotik ortamda bile insanların üzerindeki sakinliğe. Mesela; büyülüyor beni Ölüler Günü festivali. O ölülerini onurlandırmak için yapılan hazırlık, neşeli bir şey gibi kutlama halleri. Adeta büyülü bir masal gibi. Ayrıca yazmaya da devam ediyorum hala. Bu sene beni mutlu eden başka bir işim oldu, şöyle ki; o ülkenin beğendiğim ve kullandığım ürünlerini paylaştığım bir instagram sayfası oluşturdum. SEÇİL’in MEKSİKO. (instagram: @secilinmexico) O ürünlerden isteyenlere Türkiye’ye gelişimde getiriyorum. O ülke geleneklerine bağlı bir medeniyet olduğu için, hepsi el yapımı ürünlerin. Bu iş benim için bir köprü gibi de oldu. Daha fazla gezmek için de amaç:) İşte bugün şuraya gideyim oradaki ürünlere bakayım, yarın şuraya giderim gibi :)) Ürünleri bulmak için gezmek, o ürünleri seçmek, kullanacak insana getirmek ve o insanın mutluluğunu paylaşmak çok keyifli oluyor benim için. Kısaca; halim böyleyken böyle😊

Ben tüm yolculuklarımı kendime yaptım aslında. Özellikle teknolojinin bu seviyede olmadığı, akılsız telefonum ve şarjlı fotoğraf makinemle gittiğim yerlerde. Şehirle ve kendimle bütünleşiyordum. Ben, artık çokkkk eskilerde kalan, abdalların ruhlarını seviyorum. Yolda olma, yolda kendini bulma hallerini. Yolculuğun doygunluğuna ve derinliğine inme hali, insanı asıl büyüten şey. Şimdi yaptığım seyahatlerde, istesem de o derinliğe inemiyorum galiba, görerek bakamıyorum şehre, bölünüyor kafam akıllı telefonumla:)

Ve öğretiler tabi; ben son birkaç yıldır hikayenin içinde kaybolmadan, uzaklaşarak bakmayı öğrendim. Hayat bir öğreti, toplayıp gözlemlemeyi, kendine kalıp düşünmeyi öğreniyoruz. Deneyimin nereden geleceği hiç belli olmuyor. Hayat öğretiyor bir şekilde, ama nereden öğreteceğini bilemiyoruz. Ben seyahat halindeyken öğreniyorum, başka birisi başka bir şey üzerinden. Ama hepimiz öğreniyoruz. Başlangıç ve varış noktamız aynı. Aradaki deneyimlerimiz farklı sadece. Bence insan döner dolaşır ve sadece kendine ulaşır…

Çok etkilendiğim yerlere gelince;

Bunun için; Nepal ve Hindistan diyeceğim. Nepal’ de bir tapınakta, ölü yakma töreni çok etkiledi beni, ölüm karşısında duruşları, hayatın içinde bir durum gibi ölülerini uğurlama halleri. Ruhumu yakaladı sanki, öyle etkisinde kaldım. Muhtemelen Meksika’da da beni en çok etkileyen şey; ölülerini onurlandırmak için yaptıkları festivaller. Ölümle dans eden, onu hayatın döngüsü olarak kabul eden kültürlerin içine düşmem belki de sebepsiz değil. Bunu çok araştırıyorum içimde. Çünkü beni, en çok ölüm ağlatır. Bunun bir döngü hali olduğunu bilsem de, bunu öyle görememe hissi, o kayıp duygusu çok derinlerde bir yere gidiyor içimde yakalamıyorum. Ayrıca birçok yer var tabi sevdiğim, sayamayacağım kadar çok. Belki Sicilya ya da safari yapmak yeniden gideyim dediğim birçok yerin, sadece bir kaçı olabilir.

Ve ve Buzullar’ı, Patagonya’yı ve Mogolistan’ı tutkuyla görmek istiyorum. Aslında bundan çok çok fazlası görmek istediğim yerler. Bunlar ilk sırada diyeyim. Ruh gezgin, napayım işte.

Şimdilik hikayem bu kadarcık! 😊 yol daha ne getirir bilinmez.

4-’Bu ülkede kadın olmak…’ cümlesini nasıl tamamlarsınız?

Bu ülkede kadın olmayı seçme ve seçilme hakkı diyerek tamamlayacağım ben. Bu hakkı kaç sene önce aldığımızı unutmayalım diye. Ben işi bu tarafından tutmak istiyorum. Özgürlük halinden. Hiçbir koşulda aklımızı ve özgürlüğümüzü kimseye teslim etmemenin önemini, altını çize çize bırakıyorum buraya. Çünkü, sadece kadınlar değiştirebilir dünyayı. Unutmamak lazım ki; kadınlar, hem kadınları, hem de o kadınları hak ettiği gibi yaşamayı gösterebilecek erkekleri yetiştirecekler. Bir insana, bir canlıya nasıl davranması gerektiğini bilen, farkındalıklı, duyarlı sevgi dolu merhametli insanlar yetiştirdiğimizde, kadın ve erkek ayrımı da kalmayacak. Ne çocuklar, ne kadınlar, ne de hayvanlar-ki bu da başka sıkıntılı bir konu- dert çekecek. Her şeyin temeli yine kadından aslında, yine eğitimden, yine yetiştirmekten…

5-Sizce şifa nedir? Şifalanmak nedir?

Doğanın, evrenin, varoluşun bize verdiği en büyük nimet bence. Onunla aynı frekansta uyumlanabildiğin, o an, o ortak bilinçten, ortak enerjiden çekebildiğin anlar şifa. Ve onu bir noktada yansıtabildiğin anlar.

Benim için şifalanmak; faydalı olmak, doyurucu sohbetler etmek, düşünmediğim bir şeyi okumak, güzel bir işi görmek, ( bu bir tiyatro, kitap, film, mimari bir eser, resim ya da her şey, her şey olabilir)  ‘neler yapıyor ya insanlar’ demek, hepimizin birbirinden beslendiğini görmektir. Hepsi, hepsi besler beni, aklımı ve ruhumu…

6-Zaman sizin için ne ifade ediyor?

Zamana ait olmak istemem ben. Kurguladığım hayatımda zamanı yönetmek ya da onunla yarışmak gibi bir seçimim yok, sindire sindire yaşamayı, o yavaşlıkla hayatın ve zamanın içinde olmayı seviyorum ben.

7-Hayatın dalgalı dönemlerini nasıl atlarsınız?

Hayatı kaçırmayı sevmiyorum ben. Bu yüzden kendimi motive eden bir yanım var. Kalıcı olmadığını biliyorum hiçbir şeyin. Bir süre sonra bu konunun benim için önemli olmayacağının hafifliğini, hissetmeye çalışırım ben. Oraya giderim. Birkaç gün, ya da ay sonraya. Oradaki Seçil’i görmeye çalışırım. Mutlu olduğum ya da mutsuz olduğun anlar, hepsi hepsi geçici.

8-Size hayatın ilhamını hatırlatan bir slogan var mıdır?

Benim sloganım; her zaman mucizelere inan. Mucizeler her yerde. O her şeyde, onu gör ve onu yaşa.

Sevgilerimle…

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s