#KadınBaşına Latife Tunç

Latife-çizgi

 

#KadınBaşına söyleşilerinin koltuğunda bu hafta bir fotoğrafçı oturuyor. Latife Tunç. Çocuklarla çalışan ve onlardan ilham alan bir kadın o. Hayatı o duyguda, o anda, o harekette ya da o yüz ifadesinde deklanşöre basarak donduruyor. Parmağını kaldırdığı anda hayat yeniden o anı saklayarak akmaya başlıyor. Ve çocuklarla pozlama tekniği kullanarak “Işıkla Boyama” atölyesi yapıyor. Ve tabakları yiyeceklerle süslediği @sihirlitabaklar, baktığı her şeyde ondan yeni bir şekil yarattığı @sihirlicizgi var hayatında. Onun gözlerinde bir fasulye kanatları olan bir meleğe, ya da yüzgeçleri olan bir balığa dönüşebiliyor:) Hayal gücünden farkındalığına, doğaya bağlılığından hayatın içinde su gibi akmasına kadar her şeyiyle ama her şeyiyle çok ilham dolu bir kadın. Okuyan her kadına bulaşmasını diliyorum. Ki kendinizin, isteklerinizin ve hissettiklerinizin farkında olun! Gülümsediğiniz fotoğraflar bol olsun 🙂 

Burada olduğu için kendisine çok teşekkür ve çok sevgiyle… 

1-Latife Tunç kimdir? Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? 

Zor bir soru 🙂 İnsanın kendini birkaç cümleyle tanımlayabilmesi gerçekten zor. Toplum içinde belli kimliklerim var elbette. Fotoğrafçıyım, anneyim gibi. Ama bunların ötesinde kendimi dünya üzerinde yaşayan sıradan bir canlı gibi hissediyorum. Herkes gibiyim. Bazen bir ağaç, bazen bir kuş gibi hissediyorum. 42 yaşındayım. Doğayı seven, sorgulayan, meraklı ve eğlenceli biriyim diyebilirim.  

2-Nasıl bir çocuktunuz? 

Sakin bir çocuktum. Pek “yaramazlık” yapmayan çocuklardan. Kuralların dışına çıktığımı pek hatırlamıyorum.  

3-Fotoğrafçı olma yolculuğunuz nasıl başladı? -bu yolculuğun size hissettirdiklerini, geliştirdiği ya da değiştirdiği yönlerinizi ve hayatınıza etkilerini bize anlatır mısınız? 

Üniversitede 3 ya da 4. sınıftaydım, 2 arkadaşımla birlikte Fotoğrafevi’nin Temel Fotoğrafçılık eğitimine katıldım. O sıralar hiçbirimizin makinası yoktu. Çok teorik bir eğitim süreci geçirdik. Mezuniyet sonrası işe başladığımızda fotoğraf makinalarımızı satın aldık. Ve fotoğraf çekmeye o dönemde başladım. Fotoğraf çekmeyi hep çok seviyordum. Bir süre sonra dijital makinaların kullanımı arttı. Analog makinadan dijitale geçtim. Bir yandan kurumsal bir şirketin finans bölümünde çalışıyordum. Evlendim, çocuk sahibi oldum. Oğlum 1 yaşındayken kurumsal dünyanın içinde kendimi çok sıkışmış hissederek işten ayrıldım. 2010 yılıydı ve o sıralar doğum ve aile fotoğrafçılığı yaygınlaşmaya başlamıştı. Bu alanda başarılı olabilir miyim diye merak ederek denemek istedim. Çevremde tanıdığım birçok ailenin fotoğrafını çektim. Yine tanıdığım ve doğum yapmak üzere olan annelerin gönüllü fotoğraflarını çektim. Tüm çektiklerim çok beğeniliyordu. Çevremin de desteğiyle bu işi profesyonel olarak yapmaya karar verdim.  

İşim sayesinde 9 yılda yüzlerce aile tanıdım, bir çok bebeğin doğumuna, büyümesine şahit oldum. Bu muhteşem bir duygu. Beni sıkışmış hissettiren bir işte çalışmıyor olmak, daha özgür hissetmek, iş yoğunluğumun belli bir bölümünü kendim yönetebiliyor olmak beni iyi hissettiriyor. Sadece yaptığım işin etkisi yoktur elbette ama son 9 yılda büyük bir dönüşüm yaşadığımı hissediyorum. Daha sakinim ve yaşamı olduğu gibi kabullenir bir hal içindeyim. Eskiden bir şeyi oldurmak için çok uğraşan ben şimdi olmayan şeyler için üzülmeyi ve kendimi yormayı bıraktım. Bu bırakma haliyle olmasını istediğimiz şey olmasa da başka bir şeyler oluyor ve o olanlar bizim istediğimizden çok daha güzel oluyor. Karışık bir cümle gibi oldu ama söylemeye çalıştığım şey; su akıyor, biz yönünü değiştirmeye çalışsak bile o kendi yolunu buluyor ve de en güzel yolu buluyor. 

4-Çocuklarla çalışıyorsunuz onlarla çalışmak hayata bakış açınızda nasıl bir fark yarattı? Ve çocuklarla birlikte yaptığınız projeler, atölyeler var. Bize bunlardan bahseder misiniz? 

Çocuklara bayılıyorum. Hepsi birbirinden farklı. Çok ilham verici ve çok yaratıcılar. Hem anne olduktan sonra oğlumda gözlemlediğim hem de fotoğrafını çektiğim çocuklarda gördüğüm özellikler beni büyüledi. Çocuklarla nasıl daha fazla vakit geçirebilirim, onları bir kalıba sokmadan nasıl bir ilham ortamı yaratabilirim diye çok düşündüm ve atölyeler tasarladım. İlham ortamıyla kastettiğim karşılıklı bir etkileşim ortamı. Benim çocuklara fotoğrafçılık kurallarını doğru/yanlış ekseninde anlattığım değil, deneyimlerimi aktardığım ve onların denemesine izin verdiğim, kendi keşiflerine eşlik ettiğim bir ortam yaratmaktı amacım. Bu ortamda onlar benden ilham alıyor, ben onlardan. Fotoğrafçılıktaki uzun pozlama tekniğini kullanarak “Işıkla Boyama” yapıyoruz birlikte. Bir de içeriği didaktik olmaktan uzak, deneyime dayalı fotoğrafçılık eğitimleri tasarladım ve bunu 1 yıl boyunca bir özel okulda ilkokul, ortaokul ve lise öğrencileriyle hayata geçirdik.  

5-Hayal gücünüzün size bol bol ilham verdiği hobileriniz olduğunu duydum😊bunları biraz bize fısıldar mısınız? Ve böyle hayal gücü yüksek bir kadına başka hayalleri başka projeleri var mı diye sormadan geçemeyeceğim. 

Oğlum 2 yaşındayken pek peynir yemiyordu. Ona peynir yedirme telaşıyla başlayan bir tabak süsleme serüvenim oldu. Kahvaltı tabaklarını süsleyerek hazırlamaya başladım. Resim gibi tabaklar ortaya çıkıyordu o dönemde neredeyse her gün. Bunu yaparken çok eğleniyordum. Oğlumun yeme isteğine katkısı olup olmadığı çok soruluyor. O dönemde olmadı fakat zaten pek yemek seçen bir çocuk değildir. Peyniri de sonradan yemeye başladı. Bu tabakların yaratıcılığını ifade etmesine çok katkısı olduğunu söyleyebilirim. Çok küçükken bile kendi tabağını süslerdi, hayal kurardı ve hayal ettiklerini yemeklerle anlatırdı. Şimdi 10 yaşında ve ara sıra yapıyor. Bu tabaklar için bir web sitesi hazırladım (http://www.sihirlitabak.com) ve instagram adresi aldım (@sihirlitabak). Bir süre sonra meyve ve sebzelere başka bir gözle bakar oldum. Farklı şekilleri olan yiyecekleri başka şeylere benzetmeye başladım. Bu benzetmeleri herkes görsün diye fotoğrafını çekip üzerine basit çizgilerle çizim yaptım. Buna da @sihirlicizgi ismini verdim. Bu beni çok heyecanlandıran bir uğraş. Pazarda, markette patateslerle, fasulyelerle konuşuyor gibi hissediyorum. Bu gördüklerimi paylaştığımda çevremden gelen tepkiler hoşuma gidiyor. Eciş bücüş sebzelerin fotoğrafını gönderip, “sen burada kesin bir şey görürsün” denmesi öyle mutlu ediyor ki. Ve en güzeli de ilham verdiğimi görmek. Bir şeye bakıp başka bir şey gördüğünü paylaşanlar oluyor. O zaman duygularımı tarif etmem imkansız. Sanat her an etrafımızda ve hepimizin içinde bir sanatçı var. Herkes sanatçı olamaz zannediyoruz ve bu kelimeye büyük anlamlar yüklüyoruz. Aslında hepimizin içinde büyük bir yaratma, üretme, ifade etme gücü var. Bunun için eğitim almış olmaya, büyük sergiler açmaya ihtiyacımız yok. Sadece kendimiz farkına varsak yeter. Ben kendim için bakmaya ve görmeye çalışıyorum. Paylaşmamın sebebi de başkalarına ilham olabilmek.  

6-Size göre şifa nedir? Şifalanmak nedir? 

Yaşamın içinde hepimiz türlü zorluklardan geçiyoruz. Kimi o döneme ait zorluklar oluyor kimi geçmişimizden gelen yaraların zaman zaman acımasından kaynaklanıyor. Şifalanmak zorluklarla baş edebilme gücümüzün farkına varmak ve yaralarımızı iyileştirmektir. Ve dönüşmektir.  

7-“Bu ülkede kadın olmak…” cümlesini nasıl tamamlarsınız? 

Yine zor bir soru. Bu ülkede kadın olmak zor, acılı, yorucu. Özellikle bazı kadınlar için çok çok zor. Ama bu ülke değil de yaşamın içinde kadın olmak diye sorsanız güzel derdim. Kadınların dünyayı değiştirme gücünün çok büyük olduğuna inanıyorum.  

8-Doğum gününüzün sabahında ne hissedersiniz? Zaman sizin için ne ifade ediyor? 

Doğum günlerimi seviyorum. O günün sabahı hep iyi hissederek uyanırım. Sevdiklerimden iyi dilekler almak mutlu ediyor. Doğum günüm yakın zamandaydı. O gün bir arkadaşımın mesajında “çok sevildiğinin hatırlatılması günü” yazıyordu. Gerçekten de sevildiğimi hatırladığım bir gün oluyor. İnsan sevildiğini bilse bile bunu her zaman duyamayabiliyor. “İyi ki…” sihirli bir ifade. İyi ki ile başlayan cümleler insana iyi geliyor. Zaman, üzerine çok kafa yorduğum bir konu. Uzun uzun konuşabilirim bu konuyla ilgili. Kısaca içinde bulunduğumuz anın geri gelmeyeceğinin bilinciyle yaşamalı. Ve yaşamın her anı kıymetli. 

9-Hayatın dalgalı dönemlerini nasıl atlatırsınız? 

Öyle zamanlarda doğada daha fazla zaman geçirmeye çalışırım. Doğadaki muhteşem döngü insana umut veriyor. Kışın ağaçların dalları kupkuru, hava kasvetli ama hiçbir ağaç dallarım kurudu diye ağlamıyor. Çiçekleneceğini biliyor. Sadece zamanını bekliyor. Benim de içimin çok karardığı dönemler oluyor. Sanki hiçbir şey yolunda gitmiyormuş gibi geliyor. Eskiden daha çok olurdu. Şimdi yolunda gitmeyen şeyleri de olduğu gibi kabul edip doğru zaman değilmiş diyebiliyorum. Evde çiçek yetiştirmek bile insana hayatı olduğu gibi kabul etmeyi, sabretmeyi öğreten bir şey. Şimdilerde şehir bahçeciliği ile ilgilenmeye başladım. Bu beni çok heyecanlandırıyor. Bence insanın saksıda bile olsa minik bir bostan yaratması yaşamsal becerilerini geliştiren bir şey. Hem fiziksel hem de ruhsal olarak öğretici ve güçlendirici.  

10-Hayatınızın ilhamı nedir? Ve size bu ilhamı hatırlatan bir sloganınız var mıdır? 

Hayatta her şeyden ilham alıyorum ama sanırım en çok çocuklardan ve doğadan alıyorum. Slogan olarak nitelendirebilir miyiz bilmiyorum ama Picasso’nun şu sözünü çok seviyorum. “Her çocuk sanatçıdır. Sorun, büyüdükten sonra da sanatçı olarak kalabilmektir.” 

Sevgiler 🙂

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s