#kadınbaşına Ayşegül Özkaraman

ec655dbe-32f4-407c-8a4f-4af6e097d208

Bugün #kadınbaşına söyleşilerinin koltuğunda yine müthiş bir kadın oturuyor. Ayşe Özkaraman. O, hem aile dizimi yaparak insanlara bir kurban değil bir kahraman olduğunu hatırlatıyor. Hem de harika kimonolar dikerek, hep üretme halinde kalıyor. O bir yön gösterici, bir kılavuz, bir ayna…hayata evet diyebilmek için insanlara rehberlik ediyor. Atalarımın yaşadığı ağır kaderlerin, göçlerin, katliamların, savaşların, travmaların bizim hayatımızdaki etkilerini, aile dizimini ve hayatı konuştuk uzun uzun. Cümleleriyle hayatın içinde aktı. Cümleleri benim içime aktı. Katman katman, zar zar soydu kabuğumu. 

Kabul ettim! geçmişimle bir bütün olduğumu. 

Fark ettim! En çok düğmeme basan insanların, en iyi öğretmenler olduğunu. 

Hatırladım! Hayatın her parçasının derinlerde birbirine olan bağını. 

Ve anladım! hayatta kalabilmek için kalbimizi kapattığımızı… 

Bu söyleşiyi başucunuzdaki komidine bırakıyorum. İçinde kılavuzuna bin teşekkürle…  

 

1-Ayşegül Özkaraman kimdir? Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Çok neşeli, çok sosyal, hayatla çok iç içe yaşayan, çok okuyan, çok gezen, nerden beslenebilirsem orada olmaya çalışan ama onun ötesinde kökleri çok derinlerde, daha ağır, daha durağan, daha sakin, daha kendiyle kalmasını seven birisiyim. Biraz kapalı kutu bir halim var aslında. Ve hayattaki her şeye aşk’la bakabiliyorum. Bir denize bakarken de bunu hissedebiliyorum, bir ağaca bakarken de, ya da içimi aşk’la dolduran bambaşka bir şeye bakarken de. İnsana duyulan aşkın ötesinde bir şey benim söylediğim. Hissetmekle, her şeyin nasıl mucizevi yaratıldığını fark etmekle alakalı.

Ben mümkün olduğu kadar sade ve basit yaşamayı seviyorum. Ne hissediyorsam onu söylüyor ve öyle davranıyorum. Genelde çok mutlu bir insanım. Kendimle ve hayatımla mutluyum. Kendimi çok yargıladığım dönemler de oldu tabi, çok hırpaladığım, çok dövdüğüm…Hatta zaman zaman hala yaptığım. Özellikle ilişkilerimde yapıyorum bunu. O benim yolum sanırım. İlişkilerimin içinden geçerken kendimi bir daha bir daha buluyorum.

Ayrıca çok iyi hatta fazla iyi kalpli olduğumu söyleyebilirim kendim için. Her şeyle ilgili çok pozitif düşünürüm ama hani iyi düşünmeye zorlamam o öylece içimden akar. Zaten daha farklısını düşünemiyorum da. Hem yaptığım çalışmalar, hem aldığım eğitimler tam da bunu destekledi aslında. Yani benim içsel olarak hissettiğim şeyin, gerçekten öyle olduğunun ispatı gibi oldu bana😊

Ve rengarenk birisiyim. Çiçeklere, hayvanlara, doğaya bayılırım. Hep bir görme, izleme halindeyim. Yemek yapmayı çok severim. Sürekli verme halimi- ki bunun yanlış olduğunu, dengeyi bozduğunu bile bile seviyorum. Ben veriyorum ve karşılığını hayattan alıyorum, hayat bana bir şekilde geri veriyor diye düşünüyorum. Karşılığını insanlardan beklemiyorum.

Kısaca; iki kedim ve bir köpeğimle güne erkenden ve mutlu başlayan, hayatından mesut bir insanım:)

 

2-Nasıl bir çocuktunuz?

Çok yaramaz. Bir erkek çocuk gibiydim adeta😊 Annemin hamileliğinde beni erkek çocuğu olarak beklemişler. Benimde, eğer erkek çocuk gibi olursam daha çok sevileceğim diye bir kodum vardı. (Ben aldığım eğitimlerden sonra, böyle bir kodum olduğunu öğrendim) bu yüzden ben babamla birlikte musluk tamir eden, elektrik kablolarını bağlayan, çivi çakan bir çocuktum. Hala da öyle bir kadınım. Bunu artık biraz değiştirmeye çalışıyorum tabi.

Aslında benim yaramazlığım huysuzluğumdan değil de, devamlı hareket etme isteğimdendi. Tüm gün sokakta olmayım isterdim. Ders çalışmaktan nefret ederdim. Zaten önümde çok çalışkan ve sürekli takdir alan bir ablam vardı. Ben ne yaparsam yapayım orada olamayacağımı düşündüğüm için, derslerim hep ortalamadaydı. Biraz çalışınca yapıyordum ama benim için öyle önemsizdi ki ders konusu, gayret etmek istemiyorum aslında.

Ayrıca evde anneme de yardım ederdim. Onunla börek, çörek yapardım. 13-14 yaşlarına kadar bebeklerimle oynadığımdan onlara elbiseler dikmek için, dikiş makinesini kullanmayı öğrenmiştim. Bebeklerime yeni elbiseler diker, onları yıkar, saçlarını yapardım.😊 Büyümek için hiç acelem olmadı benim.

 

3-Aile dizimi yapma yolculuğunuz nasıl başladı?

Aslında hepimizin yolculuğu gibi evrelerden geçerek. Evrilerek, öğrenerek ve fark ederek. Bazen eksik, bazen yarım, bazen tam olduğumu hissederek. Ben babam 50, annem 30 kusur yaşındayken doğuyorum.  Hal böyle olunca, anne baba ilişkisinden çok, dede anane ilişkisi gibi olan bir aile hayatım oldu. Çok büyük saygı, çok büyük kurallar ve çok sinirli bir baba. Babam hem bize karşı, hem de hayata karşı çok öfkeliydi. O çok okuyan bir insandı, ben de çok okuyarak büyüdüm. Şükür 90 yaşına kadar yaşadı, elini 40 yıl tuttum. Onunla hep felsefe, psikoloji sanat üzerine çok ciddi tartışmalar yapardık. Ben birçok şeyi ondan öğrendim. Büyürken öğrendiğim şeyler beni Sanat Tarihi okumaya taşıdı. Belli bir dönem sanat tarihinin içinde kaldım. Antikacılık yaptım. Antika dükkanımı kapatınca da Arzu Kaprol ‘un asistanlığına başlayarak moda sektörüne geçtim. Ve hala hayatımda devam ediyor tekstil. Şu anda kimonolar yapıyorum. Tamamen el emeğim, göz nurum 😊 ( kimonolar için instagram adresi @i.landstore ) Ben üretmeliyim. Bir şeyler üretmekten çok keyif alıyorum ve üretmek beni dengede tutuyor.

Hayatımı sorgulamaya başladığımda moda sektörüne yeni geçmiştim. (O sıralarda da evlendim) Kendi içimde devamlı bir sorgu halindeyim. Böyle anneme bir öfkemin varlığını bilip, onun canını acıtma halinden, içten içe keyif alma hali ve sonrasında çok pişman olup ondan özür dileme haline dönüyor, ama bir türlü o döngüden de çıkamıyordum. Bu vesileyle Yoga ’ya başladım. Uzunca yıllar Sema Hoca’mla çalıştım. Yoga bana çok iyi geldi. O bütün karmaşanın içinde, yavaş yavaş kendim için alan yaratmaya başladım. Sonra eşimden ayrıldım. Onunla birlikteyken yaşadığımız şeyler, evliliğimin öncesinden de gelenler derken bir şeyler birikmişti içimde. Birtakım yaralarımın olduğunu fark ediyor ama nereden başlayacağımı bilemiyordum. Ve işte, Yogayla birlikte hayatıma enerjiler, astrolojiler, reikiler falan girmeye başladı. Reiki1, 2 masterı aldım. Hayatın aslında, bedenden ve zihinden ibaret olmadığını, bir ruh olduğunu ve o ruhun da büyük ruhla bağlantılı olduğunu öğrenmeye ve bu konuyu araştırma haline girdim. Biraz tasavvuf okumaya başladım ve hala devamındayım ki, bu başka bir yolculuk zaten. O sıralar bir arkadaşım bana aile dizimi diye bir şey olduğunu söyledi. Ben a! Güzel neymiş acaba bu? Diyerek o konuda okumaya başladım. Aile kökleri falan derken bayağ bayağ ilgimi çekti konu. Bana aile dizimi için Bodrum’da Feride Gürsoy’un adını verdiler. Ben de o yıllarda çok sık Bodrum’a gidip geliyordum. Ben Şubat’tan Kasım’a kadar Feride’yle çalışma yapmak için onu kovaladım. Aslında bu böyle. Aile dizimi öyle her istediğin anda olmuyor. Sen hazır olduğunda geliyor. Bir de o sıralar çok zor bir ilişki yaşıyordum. O ilişkinin içinde duvarlar vardı. Ben o duvarların içinde durmak, duramamak hallerimi gözlemliyordum. Aslında neye ve kime ihtiyacım olduğunu biliyor ama hareket edemiyordum. Neyse Bodrum’a taşındım. Taşındım ama burada ne edeceğimi, ne yapacağımı, ne iş yapacağımı falan hiç bilmiyorum. Yoga dersleri veriyordum ama bir şekilde de olmuyordu. Yani kısaca; kendimi çok hırpaladığım bir dönem geçiyordum. Bodrum benim için kendi kabuğumu, kendi kendime çatlattığım bir yer oldu. Sonra Feride’yle aile dizilimi yaptık. Böylece; annemin, hep ablamı daha çok sevdiğini düşünerek (ki bu genelde iki çocuklu ailelerde çok sık olan bir durum) ona karşı içimde büyüttüğüm öfkemin azalmasıyla aile dizimi yolculuğum başlamış oldu. O gün yaptığım dizilim ve sonraki dizilimlerden sonra Feride’ye bu konuyu anlamak ve öğrenmek istediğimi söyledim. Ne şanlıyım ki; bir hafta sonra onun hocası ve dizim sisteminin yaratıcısının öğrencisi olan Svagito R. Liebermeister eğitimi olduğunu öğrendim. 10 gün onun eğitimine katıldım. Ve ilk modülle birlikte kendi hayatımdaki katmanlarda kırılmalar oldu. Göçlerin, kürtajların, tutulmamış yasların ve bununla birlikte birçok şeyin neden önemli olduğu, hayatımızı nasıl etkilediği vs. konularında hem temelden sarsılarak hem de çok severek böyle bir yolculuğa girdim.

Sonrasında Svagito ile çalışmaya devam ettim. Feride’nin asistanlığını hala yapıyorum. Olmadığım temsilci kalmadı diyebilirim. Temsilci olarak hayat bana bambaşka şeyler getirdi. Tabi hala biraz yargılarım var, olaylar ve insanlarla ilgili ancak kimseyi yargılayamıyorum artık. Yargılama halimin minik bir alanda kaldığını hatta onun içinden bile geçtiğimi fark ediyorum. Aile dizilimi bize bunu gösteriyor. Herkesin bir hikayesi var. Ve herkes kendi hikayesinin kahramanı. Öyle davranmasının ya da öyle yapmasının bir sebebi var. Biz sadece onun yansıtmasını seçtiği aynayız.

Ayrıca üç yıl önce yeni bir sistemi öğrenmeye başladım. Recall Healing eğitimi alıyorum. (Hastalıkları ve onu oluşturan kayıtlara ulaşan bireysel bir çalışma) Bu konuda devamlı öğrenme halindeyim. Ben hep öğrenciyim. Hep yeni şeyler öğreniyorum. Hayata ve insana dair…

 

4-Nedir bu aile dizimi? Nasıl yapılır? Ve insanlar için faydaları nelerdir?

Aile dizimi sistematik bir ritüel. Şamanik bir ritüel aslında. En kısa haliyle şöyle anlatabilirim; Bert Hellinger’in (Hellinger terapisi olarak da bilinir bu sistem) Güney Afrika’ya Zuzulu kabilelerine misyoner olarak gidip, orada atalarla bağları görüp, toplumun içindeki bireyin sadece saf bir birey olmanın ötesinde o bir topluluğa ait olmaktan geçtiğini gözlemleyip, uzun yıllar bunun üzerinde çalışarak bunu Batı’ya bir şekilde anlatmaya çalışıyor. Böylece bu sistemi kuruyor. Aile Dizimi Terapisi, ailenin kuşaklar boyu, birbirine görünmez bir bağla bağlı olduğu anlayışına dayanmaktadır. Ve temelde birkaç yasası vardır.

Peki aile diziminde ne yapıyoruz biz; hayatımızda süregelen, ne olduğunu fark ettiğimiz ama içinden de çıkamadığımız davranış kalıplarımız, sağlık sorunlarımız, ilişki patenlerimizin içine bakıyoruz. Nasıl bakıyoruz; aslında hepimiz büyük bir yaratıcıdan geliyoruz. Bu yaratım içinde kendi atalarımız ve içinde yaşanan pek çok olay var. Genler ve epigenetik ile açıklanan bir şey bu. Genler sadece bizim kaşımızın gözümün rengini belli etmiyor, genler bizim bütün ailemizde yaşanmış olan travmaları da bize aktarıyor. Bu yüzden bizim kendi atalarımızın zamanında hazmedemediği her olayı yani; yasları, acıları, öfkeleri ya da yaşanmış daha ağır kaderleri hazmedebilmenin yolu oluyor aslında aile dizimi. Bu bir grup çalışması. Danışan bir sorunu ile geliyor ve o sorunun neden orada olduğunu, neden bir bağ kuramadığını ve neden içinden geçemediğini anlamak için çalışma yapıyoruz. Orada gördüğümüz şey şu ki; aslında ana kaynaktan beslenmemiz çok önemli. Çünkü büyükten, küçüğe doğru akıyor. Ailelerimiz bize veriyor ve biz o aldığımızla yeni bir hayatı yaratıyoruz. Hayata evet deme çalışması aslında aile dizimi. Olanı olduğu şekilde kabul edip, artık kimseyi dönüp suçlamadan, kimseye artık yokmuş gibi davranmadan yaşamaya başlamak. Çünkü grup sistemi, grup vicdanı hiç kimsenin unutulmasına izin vermiyor.

Travma aktarılan bir şey. Evet hepimiz anne ve babalarımızla büyüyoruz. Ancak anne ve babanın fiziken orada olmak dışında ruhunun da orada olması gerekiyor. Eğer onlar çok ağır kaderlerle geldilerse ve kendi içlerinde çözemedikleri bazı olaylar yaşandıysa anne-babamız ne kadar fiziksel olarak orada olsa da ruh olarak orada olamıyor. Bir bebeğin doğduktan sonra ilk üç yaşına kadar kendi sinir sistemi yok. Kendini regüle edemiyor. Ancak işte o sarılmayla, kucağa alınmayla ve anneyi emebilmeyle, annenin onu görebilmesiyle kendinin var olduğunu anlıyor. Ve duygu yapıları tam oluşmadığı için kendi içinden geçemiyor zaten. Bu yüzden aile dizimi çok muazzam bir çalışma. Benim hayatımda da, yaptığım her çalışmada da bunu görüyorum. Aslında çok komplike gözükse de, günün sonunda sevginin akışının kesintiye uğradığı yerleri görüp, oralarda bir şeyleri oturttuğun zaman, her şey kendi içinde akmaya başlıyor. Bunu görmek ve yaşamak lazım. Anlatıldığı zaman ya da bunu okuduğun zaman çok sistematik bir şey diye düşünüyorsun sadece.

Şöyle ki; danışan herhangi bir sorun için geliyor. O soruna bakılması gereken neresiyse, onun için temsilcileri seçiyor. Orası metamorfik alan dedikleri, bir şekilde bilinmeyen alan ve aile dizimi de tam da o alanı tanımlıyor. Yani orası bir enerji alanı ve bu enerji alanında herkes burada. Yani temsilci olarak kalkan kişi de, (diyelim ki danışanın annesi rolünde olan) temsil ettiği kişinin duygularıyla bağ kurabiliyor. Ve temsilci olan kişide de çok şey çözülüyor. (bunu okurken zihnimiz doğal olarak yok artık daha neler dese de tam da böyle oluyor:)) Biz bu çalışmayı o topak olmuş, çözülmemiş duyguyu bulmak için yapıyoruz. Olayın kendisinden ziyade duyguya ulaşmaya çalışıyoruz. Yani o olayı yaşayan atanın duygusunu ifade etmesine izin veriyoruz bu alanda. Hepiniz aynı odadayken o duygu ortaya çıktığında tüm sinir sistemi o duyguyu hazmetmeye çalışıyor. Aslında hepimiz biliyoruz neyi, neden yaptığımızı ama idrake indiremiyoruz. İşte orada biz uygulayıcılar devreye giriyoruz ki o bildiğimiz şeyi ruha indirelim, kalbe indirelim. Ve bu inme haliyle idrak edelim; hayatın bize nasıl mucizeyle geldiğini.

Biz aile diziminde insanlara kurban değil kahraman olduklarını hatırlatıyoruz. Bilinmeyeni ortaya çıkarmak değil de, bildiğini idrak ettirmeye, kendine ve hayata başka bir bakış açısıyla bakmasını sağlamaya çalışıyoruz.

  • Ayşegül Hanım’ın söylediği her cümle birbirini tamamlıyordu. Bu sebeple 5.soruyla konuyu bölmedim.  Anlattığı her şeyi size aktarıyorum😊

 

Hepimizde hem Tanrı (yaratım), hem de kul (teslimiyet) özelliği var. Aile diziminde buna şöyle bakıyoruz. Hepimiz geçmişin kulu, geleceğin Tanrı’sıyız. Fakat sistemsel olarak o takılma halimiz var. Yani yüzümüz geçmişe dönük, orayı değiştirmeye uğraşıyoruz. Halbuki; biz orayı değiştiremeyiz. Orası oldu ve bitti. Biz bugün de beğenmediğimiz şeyleri değişebiliriz. (patronumuzu, evimizi ya da sevgilimizi) Ama biz gücümüzü geçmişe akıttığımız için, bugün de kurban gibi yaşıyoruz. Aile diziminde bunun yönünü farklı gösterdiğimiz zaman; yani, geçmişe yapılacak bir şey yok, biz bu hikâyeden geldik, senin için bu anne-baba en doğru anne-baba. Çünkü o anne-babanın da sana, istediğin gibi davranamamasının, seninle iletişim kuramamasının arkasında başka sebepler var. Onlar da geçmişte çocuktu. O da kendi çocukluğunda bir sürü şeyi eksik aldı ve o eksiklerle yola devam etti. Ve onların sana verdiği o yaşam hediyesine gerçekten teşekkür edip, yönünü çevirdiğin zaman, oraya doğru bağlanıp hayata baktığında, her şeyi yaratabileceğini görüyorsun. İşte artık orada seçim yapabiliyorsun.

Ve bu sana yüreğinde ki şefkati hatırlatıyor. Sevgiyi değil, şefkati. Şefkat bambaşka bir şey. Ama bu acıyarak duyulan bir şefkat değil. Sempati kurmadan, empati kurarak hissedebildiğin şey.

Bu yüzden aile dizimi, bir kere yaptım ve hayatım değişti gibi, bir çalışma değil. Evet bazıları için bu böyle oluyor ama birkaç yıl sonra onda da başka bir şey çıkıyor. Çünkü biz katman katmanız. Örneklersem; bir soğanın cücüğüne ulaşmaya çalışıyoruz. Zar zar soyuyoruz. Bu bir yolculuk. Bu yolculukta ben ve benim gibi insanlarda sana kaynağınla yeniden bağlanman için rehberlik yapıyor.

Hepimizin hayatta bir kaderi var. Herkesin burada tekâmül etmesi gereken ve yaşaması gereken olaylar var. Biz hayatı bundan sonra her şey çok güzel gibi bir yere getirmeye çalışmıyoruz. Tam tersi hayatta ne geliyorsa, onun içinden geçerken kendimiz olmayı kaybetmemeye uğraşıyoruz. Hayat bize iyi ve kötü bir sürü şey getirecek. Onlardan bir sürü tecrübe gelecek, onların da hediyeleri var ki ben de kendi ruhuma bu hediyeleri katabileyim. Onunla kayboluyorsam, yani o sorun artık benim hayatımda taşlaşıyorsa, demek ki işte orada başka bir şey var. Yani bunu şöyle düşün; su dolu bir bardağa taş attığında su taşar, oysa aynı taşı bir göle attığında, gölün üzerinde sadece hafif dalgalar oluşur. Biz aslında hepimizin bir göl olduğunu hatırlamaya çalışıyoruz. Hayat bize hep taş yollayacak, bazen büyük, bazen küçük, bazen de çiçek atacak. Burada hepsine aynı yerden bakmamız önemli. Ne o gelen mutlulukla kendimizi kaybetmeliyiz, ne de mutsuzlukla. Hepsini aynı şekilde hazmedebilecek bir yerde durmayı öğrenmeye çalışıyoruz. Aile dizimi de bunun için bir yöntem.

Yaşanılan olayların bizde ki en büyük handikabı bu; hayatta kalmak için kalbimizi kapatıyoruz. 😦

 

6-Size göre şifa nedir? Şifalanmak nedir?

Şifa; insanın kendisinin ne olduğunu gerçekten kabul etmesidir. Kim olduğunu, ne olduğunu, nerede durduğunu, ne hissettiğini hiç oynamadan kabulde olmaktır. İyiyse iyi, kötüyse kötü işte şifa tam orasıdır. Olduğun halini kabul ettiğin gün barış anlaşması imzalıyorsun evrenle.

Şifalanmakta; bence aynı şekilde. Evet, çok yüksek frekanslarla bağları olan insanlar olduğunu kabul ediyorum. Konuşarak ya da dokunarak şifa verebildiklerini de. Ama son dönemlerde şifa kelimesi o kadar yanlış yerlere çekiliyor ki. Birisinin bana “sen bana şifa ver” diyerek gelmesini istemiyorum. Çünkü; şifayı insan ancak kendi kendine verebilir, ben ona sadece nereden, hangi yoldan gidersini gösterebilirim. Ona rehberlik yaparım. Şifa kelimesinin bana göre çok daha büyük bir anlamı var; bu sebeple kendime şifacı diyemiyorum açıkçası. Yani şifacılık o kadar basit değil ve bir yandan da tek bir yöntem değil. Her parçanın şifalanma haline gelme anı ki, bu bazen bir müziği dinlediğinde ya da bir sohbetin içinde bile hissedebiliyorsun. Evet mucizeler var. Ancak herkesin kendi mucizesini yaratma gücü var zaten. Dön ve kendi kalbine bak, ışık da orada, mucize de…

 

7-“Bu ülkede kadın olmak…” cümlesini nasıl tamamlarsınız?

Cesur olmaktır. Kadın olduğunu kabul etmektir. Cesarete ihtiyacımız var çünkü bu konuda. Kadın olma yapma hali değil, olanı sindirme hali aslında. Ama biz bu sindirme halinin güçsüzlük gibi gösteren bir toplumda yaşıyoruz. Her şeyi kendin yapmalısın, ayaklarının üstünde durmalısın, her şeyi başarmalısın gibi. Evet tabi ki böyle ancak bunun yanında o alanı açman lazım. Onu yapacak olan da erkek aslında. Duygusallığın da işin içine girecek. Ama duygusallığının bir güç olduğunu kabul etmen ve bunu gururla taşıman lazım.

Ben bu ülkede ve bu bedende olduğum için kendimi çok iyi hissediyorum. Evet garip bir coğrafya burası ancak buraların hazineleri inanılmaz. Anadolu burası ya. Bilgelikler toprağı. Asıl bu gücü bir hatırlamamız lazım bizim. Yani kadın olmanın ağlayan, kurban olan ya da pasif kalan değil de. Tam tersi yaratıcı olduğunu hatırlamak lazım ki erkeği de yaratan sensin. Bütün sistemlerin gösterdiği şey bu. Anne ile olan bağ, hayatının her yerini şekillendiriyor. O kadar büyük bir sorumluluğumuz var ki aslında dünya üzerinde. Sadece çok basite indirgeniyoruz.

 

8-Doğum gününüzün sabahında ne hissedersiniz? Zaman sizin için ne ifade ediyor?

Zaman var mı diye düşünüyorum aslında. Bu bedende, doğduğum halimle ve bu dünyadan göçüp gideceğim halimle var bence. Bedende. Bu beden sadece bir kanal. Ve zamanın zamansız olduğuna inanıyorum. Geçmiş yaşamlar var ama o benim ben olmamı sağlayan, büyük resimdeki yaşanmışlıkları biliyor benim ruhum. Evet belki ben gidip geliyorum bu dünyaya ama ben gelip gitmesem bile o ruh devam ediyor. Benim yaşıyor olup olmamamın da bir önemi yok. Hepsi bilinç altında kayıtlı, ruhum tabi ki biliyor. İhtiyacım olduğunda çıkacak ya da çıkmayacak. Belki de bu bilgilerimle bu dünyadan başka bir zaman dilimine geçeceğim.

Doğum günü sabahı😊 çok keyifli oluyor tabi. Biraz şımartmayı seviyorum kendimi. Programda yapmıyorum. O an ne gelirse içimden, onu yaşamayı seçiyorum. Her yıl yeni bir şeyler öğreniyorum tabi. Ben daha doğum günüm gelmeden bir düşünürüm. Ne oluyor? Ne bitiyor? Hayatımda diye. Yani kendimi yargılamak gibi değil de, ne kazandım, ne kattım kendime, hayal ettiğim şeye ulaştım mı? Gibi. Kaçmıyorum kendimden. Kendimle dürüstçe bir konuşma yapıyorum.

Bazen bana her sabah yeni bir doğum günü gibi oluyor. Zaten sabah insanı olduğumdan erkenden kalkarım. Kalkar hemen müzik açarım, canım isterse dans ederim, istemezse etmem. Yani al sana doğum günü sabahı 😊 mutlu uyandığın her gün bir doğum günü değil mi zaten…

 

9- Hayatın dalgalı dönemlerini nasıl atlatırsınız?

Bazen güvendiğim insanlardan danışmanlık alıyorum. Bazen astrolojiye bakıyorum. Bazen sadece annemle oturup kahve içiyorum. Bazen yazı yazıyorum ki bu bilinçli bir yazma hali de değil.

Ne bilim bazen dans ediyorum, bu da inanılmaz bir terapi zaten. Özellikle birkaç şarkı var. Kendimi o müziğe ve dansa bıraktığım.

Bazen de sevdiğim insanları arayıp anlatıyorum. Çünkü insan birisine anlatırken, kendisini daha net duyuyor. Özellikle karşındaki sana ne yapman gerektiğini söylemek için dinlemiyorsa, sana alan tutuyorsa, sen zaten daha anlatırken fark ediyorsun.

Eskiden ne yaşadığımın farkında olmadan yaşıyordum o girdap hallerimi. Duygularımın arasında savruluyordum. Artık duygularımın arasında savrulmuyorum. Diyorum ki mesela; evet şu anda canım acıyor birkaç gün bu can acısıyla kalacağım. Onu yaşıyorum. Hissettiğim gibi yaşamaya kendime izin veriyorum. Farkında olma halindeyim kısaca.

 

10-Hayatınızın ilhamı nedir? Ve size bu ilhamı hatırlatan bir sloganınız var mıdır?

Baktığın benim,

Gördüğün sensin!

Mevlana

Bende gördüğün her şey sen de olanlar. Bu yüzden birbirimizin aynasıyız zaten.

 

Sevgiyle…

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s