#kadınbaşına Emine Serpek

2c5afe23-499f-49d7-bdcd-4ec1bbcd34a8

Bugün #kadınbaşına söyleşilerinin koltuğunda bir seramik sanatçısı oturuyor. Emine Serpek. Hiç durmadan üreten hatta duramadan:) üreten bir kadın o. İçindeki sevgiyle, şefkatle, merakla, sabırla birlikte yoğuruyor çamurları. Sonra o çamurlara sevinçleri, öfkeleri, endişeleri, kırgınlıkları üflüyor. Ve sihirli parmaklarıyla şekil veriyor, renk veriyor, desen veriyor başka başka muhteşem eserlere. Sanatçı ve malzeme arasındaki o sınırsız ilişki onun hayal gücüyle buluşuyor bazen fincan oluyor, bazen kupa, bazen tabak, bazen bambaşka bir şey…Üzerindeki döpiyesi çıkarıp, önüne bir önlük bağladığı günden beri tezgahının başında sürekli üretiyor. Özgürce, sınırsızca, coşkuyla ve mutlulukla…Atölyesinin kapısını çocuklar aralıyor, kadınlar aralıyor, yoldan geçen komşular aralıyor. Kapısı kahkahalara da açık, yaratıcılığa da. Siz kapıyı çalın yeter.  

Hayal ettiği şeye kavuşmak için, hayatın tüm rotasını değiştiren bu kadın, umarım hayallerini erteleyen herkese ilham olsun… 

Bol şekerli, mutlu bayramlar😊 Sevgilerimle 

   

1-Emine Serpek kimdir? Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? 

1979 İstanbul doğumluyum. 

Meraklı, yaratıcı, hayal gücü geniş, çalışkan ve fazla üretici biriyim; zaman zaman aklımdakilere yetişememekten dolayı kendi adıma üzülüyorum, bir şeyler yapmayanlara imrenebiliyorum ama yine de duramıyorum. 

2Nasıl bir çocuktunuz? 

Sanırım biraz değişik bir çocuktum. Hem eğlenceli, hem yaramaz ama güzel, hem de haşarı… 

Çocukluğum çok güzel geçti, şanslı olanlardanım. 

Sokakta gecelere kadar oyun oynayan nesildenim; oyunlarımız bitmezdi.  

Bunun yanında zaman zaman apartman bahçesinde tiyatro oynardık, şarkılara danslar hazırlardık, kendi kendimize dergi çıkartırdık. Hep bir atraksiyon vardı. 

Hafta sonlarımı babamla geçirirdim, hafta sonu gelsin diye beklerdim. Her hafta sonu Beyazıt’a sahaflara gidip, kitap alırdık; çizgi romandan, tuhaf ansiklopediye ne istersem alırdı babam. Okumaya da doyamazdım. 

Çocukluğum çok güzeldi. Çocukluk arkadaşlarımdan hala görüştüklerim var, hep aklımın bir köşesindeler mutlu oluyorum hatırlayınca. 

3- Seramik sanatçısı olma yolculuğunuz nasıl başladı? Stilettolardan, çamurlarla dansa uzanan yolculuğun nedir hikayesi😊 

Kendimi bildim bileli resim yaptım. Zaman zaman çiziyordum ama ne olacak bu kadar resim derdim, aslında baktığımda zaman zaman birçok şey olmuş.  

Güzel Sanatlar ile ilgili bir eğitimim olmadı. Liseye İç Mimarlık lisesinde başlamıştım fakat ara tatilde Ankara’ya taşındık. Sadece yarım dönem gidebildim, sonrasında da okulunu okumadım ama bırakmadım da. 

Arap Dili ve Edebiyatı mezunuyum, üniversitede okurken üç yıl kadar İspanyolca kursuna da gittim; okulum bittiğinde sadece yabancı dil biliyordum ve resim yapıyordum. 

İstanbul’a döndüm, bir iki yerde çalıştım; güzel yerlerdi. Sonrasında 10 yılımı geçirdiğim bir inşaat firmasında yönetici asistanı olarak işe başladım. Devam ederken yönetim kurulu asistanı oldum; tam bir plaza hayatı. 

İşin hiç bitmediği, telefonumun susmadığı, her gün iyi görünmek için çabaladığım, şirketimi ve yöneticilerimi en iyi şekilde temsil etmek için koşturduğum o 10 yıl içerinde resim yapmayı yine bırakmadım; hatta daha çok yaptım. 

Yöneticilerim de tam destek oldular, bu konuda da çok şanslıyım. Her gün ne resim yaptığımı da sordular, ofisin duvarlarını da boyattılar. Haklarını yiyemem, gerçekten şanslıyım. 

Çalışırken iki kişisel sergim oldu, ufak bir yayınevi dönemin trend kitaplarından olan, tamamı resimlerimden oluşan büyükler için boyama kitabımı yayınladı, hatta TÜYAP’ ta imza günüm oldu. Babam ve eşim yine yanımdaydılar. 

Sonrasında bir arkadaşım seramiğe başlamamı tavsiye etti, bir seramik atölyesine başladım, sonra diğerine gittim, eğitimlere ve workshoplara katıldım, eve valizle çamur taşıdım, evde yaptım. Baktım ki sonu yok, uçsuz bucaksız bir derya, onu yapayım, onu da derken daha da merak saldım; derken çalıştığım yere seramik atölyesi açmak istediğimi ve artık ayrılmak istediğimi söyledim 

Bundan önce de birkaç kere söylemiştim ama ciddiye almamışlardı ve bir şekilde devam etmiştim. 

Bu sefer kendi işimi yapacağım için tamam dediler ve onların da gönüllerini alarak bir arkadaşım ile beraber Ocak 2018 de Atölye Atlas’ı açtık. Kendimi bir anda burnuma kadar çamurun içinde buldum. 

Arkadaşım sonrasında ayrıldı, uzun zamandır tek başıma devam ediyorum; kendi kendime esiyorum, gürlüyorum; susuyorum, coşuyorum:) 

4-Yaptığınız işte sizin için tatmin noktası nedir? 

Seramik ya da görsel sanatlar diyelim; bir derya, yapmak istediğim birçok şey var, atölye ve hizmet anlamında. Aslında sanırım başardım, hala yapacaklarım var ama şu nokta da gayet mutluyum. 

Tatmin… Tatmin için biraz daha zamanım var sanki. Zaman zaman gece düşündüğüm ufacık bir şeyi ertesi gün yapabilirsem de tatmin oluyorum ya da çok güzel bir şey duyduğumda ama kendimi tamamlama anlamında bir tatminse bu biraz daha zamana ihtiyacım var gibi. Zamanı geldiğinde anlayabileceğim sanırım ben de… 

5-Atölyenizde çocuklar içinde yer var😊 bize biraz çocuk atölyesinden bahseder misiniz? Bu fikir nasıl geldi, nasıl gelişti, nasıl devam edecek? Ve hayal ettiğinizde sizi heyecanlandıran başka projeleriniz var mı? 

Atölye varsa çocuk atölyesi de olmalı tabi.  

Çocuk atölyelerinin yetişkin atölyelerinden tek farkı saat olarak daha az olması; yetişkinler ne yapıyorsa aynı şekilde çocuklar da ne isterlerse onu yapıyorlar. Atölyeyi kendi yerleri gibi kullanabiliyorlar, sanırım en çok hoşlarına giden de bu😊 Coşkuyu görmelisiniz… Baştan sona her şeyi kendileri yapıyorlar, her şeyin yerini biliyorlar, kendileri hazırlanıyorlar ve kendileri topluyorlar; atölye başlama saatinden çıkışa kadar yetişkinler gibi çalışıyorlar. 

Çocuklarla vakit geçirmek biraz zor tabi ama çok eğlenceli. Bana iyi geliyorlar. Zamanı yakalayabiliyorum, bazen fikirlerini merak ediyorum; çok güzel fikirleri var. Açık sözlü ve saf oluşlarıyla eğleniyorum; kendi kendilerine yaptıklarını izlemek, onlarla mutlu olduklarını görmek bana da iyi geliyor. Onlarla konuşmak da hoşuma gidiyor, izlemek de…  

Henüz yolun başındayım, beni heyecanlandıran birçok projem var, hem de ne heyecan… Umarım zamanla, acele etmeden, kendimi de sıkıştırmadan, keyifle hepsini gerçekleştirebileceğim. 

6-Size göre şifa nedir? Şifalanmak nedir? 

Bana göre şifa “huzur” dur.  

Ne kadar huzurluysanız, o kadar şifalısınız.  

Kendinize azıcık da olsa zaman ayırıp, sadece kendiniz için sevdiğiniz bir şeyi yapmakla şifalanabilirsiniz; bu hiçbir şey yapmadan bir yerde oturmak da olabilir, çamur yoğurmak da olabilir, örgü örmek de olabilir…  

Zaten zor bir şehirde, yorularak yaşıyoruz, zamanımızın çoğu yolda, kalabalıkta, işte, çocuğumuzla, ailemizle ilgilenerek geçiyor. Kendinize biraz da olsa vakit ayırmak şifanın en güzeli. Bunu yapabildiğinizde siz mutlu oluyorsunuz, siz mutluysanız etrafınız da mutlu oluyor. Hepimiz çok kıymetliyiz, kendinizi de sevin, kendinize de zaman ayırın derim. 

7-“Bu ülkede kadın olmak…” cümlesini nasıl tamamlarsınız? 

Bu ülkede kadın olmak sabır ister, derim 

8-Doğum gününüzün sabahında ne hissedersiniz? Zaman sizin için ne ifade ediyor? 

Doğum günü sabahımda çok tatlı uyanırım.  

Doğum günü:) ötesi yok!  

Zaman, zalim zaman… Çok çabuk geçiyor, sakince yapmalıyım derken zaman geçiyor, hadi hadi koş derken buluyorum kendimi. 

Zamanla yarışa girmeye gerek yok, kesin yener ama kılıcımla, zırhımla dimdik yürüyorum zaman sana karşı, yarışmıyorum ama temkinliyim!  

9- Hayatın dalgalı dönemlerini nasıl atlatırsınız? 

Hayatımda birçok dalgalı dönem oldu; anlatmadım diye ooh hayat bana güzel olmadı tabi. Elimden geldiğince sakin olmaya çalıştım, etrafımda sevdiklerimle paylaştım, yardım istedim, bazen reset attım sanırım, nasıl yaptığımı bilmiyorum.  

Her zaman resim yapmaya devam ettim! 

10-Hayatınızın ilhamı nedir? Ve size bu ilhamı hatırlatan bir sloganınız var mıdır? 

Sevgiyle kocaman öpücük 

Sloganım “çok güzel”  

Çok güzel, çok güzel diyorum daha çok üretiyorum.  

E bakıyorum, çok güzel..  

Karnımız tok, yanımda bana destek olan insanlar var, beni mutlu etmeye çalışan, bana yardım eden, beni düşünen, seven…  

Tüm bunları düşününce ‘yaparsın Emine hadi’ diyorum, ‘oldu bu’ diyorum, bazen gözlerim doluyor; Halkalı’dan buraya geldik gibi bir cümle duyunca, duygulanıyorum, geçiyorum çamurun başına! 

Huzurlu uyuyorsan, karnın toksa, tüm sevdiklerin yanındaysa, birkaç kişiyi de mutlu edebiliyorsan, etrafında olup, bitenleri görebiliyorsan, ektiğin maydanozla, fesleğen de yeşillendiyse insan daha ne ister.  

Ne ilham biter, ne yaratıcılık… 

Çok güzell ! Miss 
 

Sevgiler benden 😊 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s