#kadınbaşına Elvan Özsel

IMG_9313 (3)

Sizleri bugün bir kadınla tanıştırmak istiyorum. Rengarenk bir kadınla…hayatı alkışlayarak kendine yol açan bir kadınla. #kadınbaşına söyleşilerinde bugün ‘neler yapmıyor ki’ diye anlatacağım bir konuğum var. Firmalarda kurumsal eğitimlerden, 0-3 yaşla duyu oyunlarına, yoga eğitmenliğine, sanat atölyelerine, masal anlatıcılığına, kadın çemberlerine ve çok daha fazlasına akan, aktıkça artan bir kadın o. Elvan Özsel. Cebinde oyunlar, cebinde heyecanlar, cebinde kahkahalar, cebinde ilhamlar var. Döke saça koşuyor hayatın içinde. Yaşamı kucaklayarak, anlatarak, anlayarak ve paylaşarak…Hayata gerçekten katkı sunabildiğinde şifalanıyor. Ve vukuu bulmaya çalışan bir şeyin, enstrüman olarak onu seçtiğini hissettiğinde heyecanlanıyor. Ve yayılıyor benden sana, senden ona, ondan ötekine ve ötelere ve ötelere…

Anlatacak bize; büyülü bir masal anlatır gibi, cümleleriyle bizi hayata çağırır gibi, herkesi dansa kaldırır gibi…

Not😊 “Her yerde sanat var” projesiyle çocuklarla neler yaptığını okuduğunuzda nasıl ilham dolu bir kadın olduğunu anlayacaksınız. Yüzünüze kocaman bir gülümseme yayılacak ve çok keyif alacaksınız. Eminim😉

Siz gülümseyin…ben çekiyorum😊

1-Elvan Özsel kimdir? Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Tek olanın, sınırsız ve sonsuz versiyonlarından biriyim. Herkes gibi yani. Birliğe inanırım. Buna türlü çeşit isimler takmaya çalışmam. Aynı Öze, aynı ışığa…

Işığımız aynı ama kaplarımız farklı olduğundan başka başka yansıtırız onu. Kimimizin kabı pür-i pak camdan, kimimizinki elvan elvan. Kimimiz devam eder ışık saçmaya, kimimizinki katran kara. Ne ışığa meftunum ne karanlığa. Levn kökünden gelmiş ismim, herkes gibidir cismim ( yürü beee! Coştum yine 😊 ). Ama öyle valla. Levn: Renk demek. Elvan : Rengarenk. Renk – ahenk . Bende de var herkesin renginden yani. Ama az ama fazla. Ordan bilirim herkesi, kendimden. Dedim ya herkes gibiyim. Sonsuz versiyonlardan biri. Yani, ben, benim 😊

2-Nasıl bir çocuktunuz?

Büyük 😊 😊 😊 Küçükken de büyükmüşüm (62 cm doğunca öööle oluyo işte 😛 ). Bursa’nın eski mahallelerinden birinde geçti çocukluğum. Sanırım hayattaki en büyük şanslarımdan biri doya doya yaşayabilmekti çocukluğumu. Mahalle vardı bi kere, arkadaşlar, sokak oyunları, leblebi tozları, çatapatlar, gazoz kapakları, emekli maaşının hepsiyle çantalar dolusu şekerleme, çikolata, gofret alan bir babaanne, yaralı bereli bacaklarımda pek şahane durmasa da türlü çeşit renkte fistolu elbiseler diken bir annane, eve her akşam elleri poşetlerle dönen bir baba, ve benim ben olmam için kimsenin açması mümkün olmayan alanı tutan inanılmaz bir anneyle geçen bir çocukluk.

Aman da ne şahaneydi anam da öyleydi, babam da böyleydi … diye yazmıyorum bunları. Orta halli bir aileydik sonuçta. Ama bir çocuk için kendini gerçekleştirecek, yaratıcılığını besleyecek bir alan bulmasından daha hediyeli ne var bilmiyorum. Babam beni alıp dans kurslarına yazdırmadı. Spora, sinemaya, tiyatroya ya da konsere falan da götürmedi. Ancak önüme çıkmadı. Yol açmadı ama aşamayacağım engeller de koymadı küçükken. Ben de zamanın koşullarında ne varsa yaptım.( Büyüyünce de onu dinlemedim , yine yaptım yapacağımı o ayrı 😛 )

Ve annem… Şimdi 40 yaşımın kıyısında bakıyorum da… inanılır gibi değil! Bana hiçbir konuda kodlama yüklememiş tek insan şu hayatta. O iyidir kesin yap ya da bu kötü yapma falan hiç yok… arkamda- önümde değil, karşımda hiç değil fakat yanımda, yanı başımda sessizce varoluşumu izleyen bir bilge kadın. Ve bunun sonucunda çılgınlar gibi oyun oynayan, resim yapan, ortalığı istediği gibi dağıtıp oyun kurabilen, renkler, boyalar, tas tencereyle başka başka dünyalar kuran, geceleri olunca kainatla konuşabilen bir çocuk oldum.  Ve bu her şeyi değiştirdi. Sessizce bana inandı. Hep oradaydı. ‘Kızlar yapmaz, yapamaz’ denen ne varsa gözüm kapalı dalabildim böylece. Çıkılmaz denen dağlara çıktım, gidilmez denen diyarları gezdim.

Sanırım bir ebeveynin çocuğuna verebileceği en kıymetli şey, kendi gibi olmasına izin vermek.

3- Kimse emin değil, sahi siz ne iş yapıyorsunuz? 😊

Ne iş olursa yaparım apppla 😊  Ben, ismimin anlamını yaşamımın bu alanında da taşıyorum sanırım. Öyle renkli işler yaptım ve yapıyorum ki, çok şükür, bin şükür!

İletişim mezunuyum aslında. Sonra işte bi ton başka eğitimler…

Her şeyi deneyeyim, yapayım kafası değil ancak. Enerjisi akmıyorsa tek bir şey yapmakta ısrar etmemeyi seçiyorum sadece. Miadı doluyor bazen. Ya da oradaki kapı kapanıyor ve bana ‘ yola devam et ’ diyor, ediyorum. Akışı izlemeyi sevdiğim ve anın içinde ne vukuu bulması gerekiyorsa izin verdiğim için, yaratımımda ne varsa onu yapıyorum. Parmağımın ucuyla değil, tüm benliğimle yapıyorum ne yapıyorsam. Ve yaptığım her şey birbirini besliyor, ilham oluyor, farklı bakış açıları katıyor. Bu da her ne yaparsam onu renkli kılıyor. Zaten yolun bu olunca neyse o, sana geliyor.

Hal böyleyken, firmalarda kurumsal eğitimlerden 0-3 yaşla duyu oyunlarına, yoga eğitmenliğine, sanat atölyelerine, masal anlatıcılığına, kadın çemberlerine ve çok daha fazlasına aktım, akıyorum. Aslına bakılırsa hepsinin özünde ‘anlatı ’ var. Bir şeyler yaşıyorum, hatırlıyorum, anlıyorum, hafifliyorum, neşe ve keyif doluyor ya da hüzünlenip yas tutuyor ve her ne ise gelen, herkese anlatmak ve paylaşmak istiyorum.  Anlatmak, paylaşmak… en çok beni şifalandırıyor.  Anlatmak için burada olduğumu hissediyorum.  Bu yüzden yollar, yorgunluklar ve telaşlar içinde bir kez olsun öf demiyorum. Kendimi ne tür zorluktan geçersem geçeyim, sevdiğim işleri yapabilmek için kendime alan açtığım için takdir diyorum. Seçimlerime şükran doluyum.

Anlatarak, uyanışıma etrafımdakileri de ortak kılmaya çalışan bir ruhum…

4- Köy çocuklarıyla çalıştığın bir proje var. Bize bu projenin ne yaptığını ve hedeflerini anlatır mısınız?

Birden fazla projeye destek vermeye çalışıyorum. Belediye, vakıf ve dernek bünyesindeki projeler bunlar. Hepsinin işleyişi ve katkıları farklı fakat hizmet ettikleri şey aynı: Eğitimde fırsat eşitliği. Bursa civarında yüzlerce köy var. Ana caddeye 10 dk uzakta ama doğru düzgün yolu ya da altyapı hizmeti olmayan, çok yoksul ve sanki hala 60 larda yaşanıyormuş havası veren yerler, yaşamlar var. Uzaktakileri var sen düşün.

Özellikle dağ köylerine, birleştirilmiş sınıflarda eğitim yapan okullara ulaşmaya çalışıyoruz. Bazı projelerde belirli okullara sürekli gidiyorum. Onun çocuklara kazanımları bambaşka elbette. Sürekli olarak birilerinin onların gelişimine, dönüşümüne ve eğitimine katkı sunuyor olması çocukları oldukça pozitif yönde etkileyen bir destek oluyor.

Vakıfla yürüttüğüm . ‘’Her yerde Sanat Var’’ projesinde ise, ( İsim verebiliyor muyuz bilemediğim için yazmadım ama vakfın ismi : Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı.) her hafta başka bir köye gidiyoruz. Dezavantajlı bölgelerde eğitim gören bu çocuklara sanat etkinlikleri yaptırdığımız, ara ara yanımızda sanatçı dostlarımızı dahil ettiğimiz tüm gün süren bir etkinlik oluyor. Ancak hazır bu çocuklara ulaşmışken ceplerinde daha fazla şey kalsın istediğimizden daha birçok şey ekledik bu programa. Mesela başlangıcında ben yaklaşık bir saat süren masal anlatıyorum. Anlatı müthiş bir gelenek. Günümüz çocuklarının ne yazık ki maruz kalmadıkları pek değerli bir miras. Ceplerinde inanç kalıyor ve cesaret. Planlamanın, adım atmanın, pes etmemenin, inanmanın gücü kalıyor. Bayılıyorlar masala ve sonra meditasyon demeden meditasyon yaptırıyorum. Bedenleriyle, nefesleriyle, zihinleriyle ve enerjileriyle buluşuyorlar. Oradan hayal dünyasına dalıyoruz ki hemen hiçbirinin böyle bir dünyası yok. Kurdukları hayal dünyasında her şey mümkün ve bence bunu unutmamaları onları dönüştürecek bir değnek gibi. Hayal kurmanın, planlamanın, çalışmanın, yaratıcılığın, emek vermenin keyfi içinde, boyalarla, renklerle, köpüklerle, sanatla dolu bir gün geçiriyoruz. Böyle projelerde yer almak çok keyifli. Hayata gerçekten katkı sunabilmek beni de şifalandırıyor.

Senelerin deneyimi birikti bu arada. Bu deneyim daha büyük bir harekete dönüşsün ve çok daha büyük kitlelere yol ve ilham olsun istiyorum. Büyük bir projem var. Altyapısını yeni oluşturduğum bir şey. İlk adımlarını attık ancak önünde uzun bir yol var. Bu yola çekilenlerin kıymetli katkılarıyla şekillenecek, büyüyecek bir yol. Bu da beni heyecanlandırıyor açıkçası.

5- Sizin gibi çok hediyeli bir insanın başka neler yapmayı planladığını merak ediyorum. Sahi nedir Elvan’ı heyecanlandıran projeler?

Valla projeler buradan Satürn’e yol. Yaşam, yaratım platformu gibi birşey. Öylesine ilham dolu. Gönlüne düşmeye görsün. Sanki her şey ‘Gör beni’ diye halay çekiyor 😛 Benim gözüm öyle görüyor en azından. Doğalında geliyor dolayısıyla ne geliyorsa. Bu sebeple belki de hiçbir zaman ben şimdi ne yapacağım demedim. Hangisini yapsam diye karar veremediğim çok oldu ama Benim akışım paylaşmak. Bana hizmet eden, yolumu aydınlatan ne varsa paylaşmak, çoğaltmak.

Onun için tek bir projeden bahsediyor olmam pek mümkün değil.

Vukuu bulmaya çalışan bir şeyin, enstrüman olarak beni seçtiğini hissettiğimde heyecanlanıyorum ama. Çünkü öyle olur. Senin varoluşun, potansiyelin, enerjin hep bir şeyler yaratmaya gebedir. Hepimiz için böyledir bence. Dinlemeyi ya da görmeyi pek beceremediğimizden, potansiyelimizin üst sınırlarında parende atamayız çoğunlukla. Benim için bu bazen gelen bir ezgi oluyor, bazen çamurda can bulmak isteyen bir şekil. Dans et diyor bazen bir ses. O hareketlerle bir şey çıkıyor açığa.

Anlatmak zor. Sadece o her ne ise ona izin veriyorum. Alan açıyorum, dediğim gibi enstrüman oluyorum, gelen davete icabet ediyorum aslında.. Yaptığım bu. Gerisi zaten geliyor keyifle. Çocuklar, kadınlar… çemberler, inzivalar ya da kurumsal eğitimler… fark etmiyor. Hepsi yine birliğe ait, birbirinin değişik versiyonları sonuçta.

Kalbi olan her davet beni heyecanlandırıyor diyebilirim.

6-Size göre şifa nedir? Şifalanmak nedir?

Şifa dengeyi bulmak bence. Hayat denge üzere kurulu. Sürekli ‘’iyi’’ olmaya çalışmak, sürekli  ‘’mutlu, huzurlu, coşkulu, neşeli, güvende …’’ olmaya ya da  ‘’huzursuzluktan, sıkıntıdan, hüzünden, öfkeden… kaçmaya’’ çalışma  çabası dengeyi bozuyor. Ödümüz kopuyor kırılacağız diye. Her şeyin aksine muhtaç olduğu ve birbirinden beslendiği bu dünyada şifa bence duygularımızı kabul ettiğimiz, neden geldiğine bakma cesareti gösterdiğimiz andan itibaren başlıyor. Çünkü duygu aynasında kendimizi, şiddet uygulamadığımız bir noktada, yargısızca, Rumi’nin dediği gibi ‘iyi ve kötünün ötesindeki bir yerde’ seyreyledikçe kendi gerçekliğimize şahit olmaya başlıyoruz. Bunu becerebildiğimizde, diğer versiyonlarımızın girdiği hallere de aynı anlayış ve şefkatle bakabilecek bir kalp genişliğimiz oluyor. O genişlikte kabul var, rıza var, teslimiyet var. Bu atalet değil. Kabullenmişlik falan hiç değil. İkililiklerin ötesinde tüm varoluşa yargısızca şahit olmak… Ne muhteşem bir hal! Ve sanırım şifa bu dengede. Tarafsızlıkta, kabulde, şefkatte…

7-“Bu ülkede kadın olmak…” cümlesini nasıl tamamlarsınız?

Bi acayip yaw… Benim için çok değişik bir deneyim. Çok hayret verici, maceralı, eğlenceli, hüzünlü… Macerayı uzaklarda aramaya gerek kalmıyor kendi hallerimi seyreyledikçe 😊  Canın mı sıkıldı, izle kendi hallerini. Ama yargısızca. Al sana Hisseli Harikalar Kumpanyası! Uzun yıllar başka ülkelerde de ‘kadın’ olmuş biri olarak diyebilirim ki; bu ülkede kadın olmak güçlendirici bir şey. Hele de biraz alanın varsa, potansiyelinin üst sınırlarına ulaşman için kapı ardına kapı açıyor. Anadolu toprakları bilge. Nenelerimizin gücü, bilgeliği, cesareti, yaratıcılığı, azmi, anlayışı ve şifası var bir kere köklerimizde. Evet yasta var çokça. Kayıplar, göçler… kurulan ve yıkılan medeniyetlerin bizlere mirasları var. Anadolu bacısı olmak kolay iş değil, kabul. Ama inan ki her coğrafyanın kendine göre hüzünleri, yasları, zorlukları, çıkmazları var. İngiltere’de, Amerika’da ya da Fransa’da yaşıyor olman, ‘zengin, eğitimli, kariyeri olan…’ bir kadın olman bu gerçeği değiştirmiyor. Evet her şey kolaylıkla olsaydı ve güneşli günlerde bulsaydık keşke tüm o potansiyelimizi. Destekle, sevgiyle, aşkla… Ancak hayat sadece bu ülkede değil her yerde değişiyor, dönüşüyor ve topraklarında kim varsa, kadın erkek fark etmeksizin etkiliyor.

Bununla birlikte dişil enerjimizin de pek farkında değiliz bence. Bir zamanlar kadınlığın ve dişiliğin onurlandırıldığı topraklardayız oysaki. Bunu kendimize sık sık hatırlatmalıyız. Kendi dişil enerjimizin hayat bulması için alan açabiliriz kendimize böylece. Biz buna niyet ettikçe, gönüllü oldukça, tüm Anadolu bacılarının gücünü ve desteğini alacağımıza inanıyorum ben.

8-Doğum gününüzün sabahında ne hissedersiniz? Zaman sizin için ne ifade ediyor?

Ben ritüelciyim. Sadece doğum günlerinde de değil, bulabildiğim her anı kutsamak, ritüellerle görünür kılmak, onurlandırmak, takdir etmek, şükran duymak…  benim doğalımda var.

Her doğum günüm aynı ritüel ya da kutlamalarla geçmiyor. Ama önemsiyorum. Doğduğum yıl, ay, gün, saat, dakika, saniye… tesadüf değildi. Ve belli bir enerjiyle geldim bu boyuta. Katmer katmer sırlar…

Mutlaka kendimle yalnız kaldığım bir zaman yaratmayı seviyorum bugünde. Meditatif bir halde, varlığımı derinden duyumsamak keyif veriyor.

Annemi, annanemi, büyük annemi ve tüm nenelerimi onurlandırdığım bir ritüel yapıyorum.

Bir bölümünde doğada zaman geçirmeye çalışıyorum.

Ve elbette sevdiğim insanların varlığımı kutlamasından da pek keyif alıyorum. Kutlamalar ve kutsamalar…

9- Hayatın dalgalı dönemlerini nasıl atlatırsınız?

Sörf yaparak. Deeeerrrmişiimmm 😛   ( naaabiiimmm yawww, elimde değil 😊  )

Goygoy yaparak atlatılacak zamanlarda bu hakkımı kullanmaktan çekinmediğim doğrudur 😊

Aslında dönüp dolaşıp aynı yere geliyorum yine. En kolay hali değil elbet ama en gerçek hali izlemek. Şahit olma hali yani. Duygularımı ve eylemlerimi gözlüyorum. İçinde şefkat var mı? Anlayış var mı? Empati var mı? ‘Hal’ im ne? Öfkeli miyim? Ya da aslında çok hüzünlüyüm ve bununla nasıl başa çıkacağımı bilemediğimden kodlamalarımla öfkeye mi tutunuyorum? Niye bu hikayedeyim?  Bana neyi aynalıyor? Neye kabul vermekte zorlanıyorum? Neyi anlamamak için tepinip duruyorum?

Hemen ‘iyi’ olmaya çalışınca hediyesi gelmiyor. Gerçekten anlamaya niyet ederek izlemek ve akabinde gelen bilinç sıçrayışları çok kıymetli hediyeler. Gören gönüle, dalgalı dönemlerde de bereketiyle gelmekte.

Bazen koooocaman bir kalp açıklığı geliyor ve kendi halimi, dalgayı yaratan tüm kişi ve olayları yargısızca izleyip ‘anlıyorum’. O zaman kendiliğinden hafifliyor zaten. Bir şeyin gerçeğini görmek ve bunu kabul edebilmek başlı başına özgürleştirici bir şey.

Kimi zaman o kadar gücüm olmuyor. O zaman bacılar giriyor devreye. Şanslı bir kadınım. Etrafım, bana alan tutan kadınlarla çevrili. Çemberin dibine dibine vuruyoruz 😊 ohhh, misssss !

Çok yönlü olmakta yardımcı sanırım.  Kimi zaman dans ederek, kimi zaman resim yaparak, şarkı söyleyerek, doğada yürüyerek, çörek pişirerek, kahve kavurarak, poi çevirerek, yoga akışlarıyla, meditasyon yaparak, bendir çalarak, çamurla oynayarak, yazarak…  dengeye geliyorum.

10-Hayatınızın ilhamı nedir? Ve size bu ilhamı hatırlatan bir sloganınız var mıdır?

Sanırım her şey. Ben izlemeyi severim. Durmayı, bakmayı… Zihnimin çekmecelerine yerleşen sayısız görüntü ve hikâye… Her şey besliyor insanı, hayatı. Dualiteye ve birliğe ait her şey…

Yaptığım her şeyde de her şeyin izi var. Durup düşünmem, planlar yapmam ben genelde. Yaratıcılık her yerde. İlham her şeyin içinde. O hep gelir. Kapım açık çünkü benim. Yaratıcılıkla flörtteyim 😉  E bir de zaten ritüelciyim. Kahve yaparken bile bir dans içindeyim. Akışım bu. Doğalım bu. Ayrıca bir çabam yok. Ne vukuu bulmak istiyorsa alan tutucuyum çünkü. Elvan elvan…

Sevgiyle😊

 

Reklamlar

#kadınbaşına Elvan Özsel” için 3 yorum

oguzsuzen için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s