ben farklı değilim siz aynısınız!

maske
        Art by Şennur Uysal

Her hikâyenin sadece bize benzeyen cümlelerini seviyoruz. Belki de o yüzden farklı olan, farklı yaşayan, farklı düşünen herkese karşı önyargılıyız. Hem de en acıtıcı şekilde.
Ne kolay halidir hayatın; önyargılarımız koltuğumuzun altındayken konuşmak, yaşamadığımız hayatlar için ahkâm kesmek, bize benzemiyorsa bizden değildir, demek. Çünkü başkasının hikâyesinde biz hep kaşığın ak tarafıyız nasıl olsa. Aslında herkes biraz kötü, biraz bencil, biraz kusurlu, biraz kibirli, biraz narsist, biraz sıradan, biraz eksik…

Kendi kusurlu hayatlarımızın farkında olsak da,  bir başkasının kusurlu hayatıyla huzur buluyoruz. O huzuru, hatalarımızın üzerine örtüyor, böylece hatalarımızı görünmez kılıyoruz. Biz vicdanlı falan değiliz, biz insana acımayı seviyoruz.

Başkalarının hikayesidir hep en kolay anlatılan.  O zaman hadi kapat gözlerini, sana yeni bir hikâye anlatacağım…

“Ben farklı değilim, siz aynısınız.”
Karşımda oturan kadının, ilk cümlesiydi bu. Hiçbir şey bilmemesine rağmen konuşmayı seven insanları, tanımanın verdiği bir alışkanlıkla söylemişti. Bıkmıştı demek ki artık farklı olan yerlerini karanlıkta saklamaktan. Çok sıradan bir görünüşle o kadar başka bakıyordu ki bana, bildiğimi zannettiğim her şeyden utandırıyordu. Halbuki kimi zaman bildiğimizi sandığımız şeyler, yanıldığımıza bile yetmiyordu.
“Yanlış bir hayata doğduğunu, sahip olduğu aileden anlıyor insan, boktan bir yetişkin olduğunda”  diyerek devam etti hikâyesini anlatmaya.
“Maddi durumu kötü, kavgası dayağı hiç bitmeyen, annesi zavallı, üvey babası çok baskıcı bir ailenin en silik kızıydım ben. Ne bildik bir hayat değil mi? Hiç yere çıkan büyük kavgalarla büyüdüm. O kadar sıradan şeyleri bile yapmam yasaktı ki en küçük şeylere bile özenir olmuştum zamanla. O kadar sinmiş, hatta o kadar ezik bir görünüşüm vardı ki, sınıfta bana ‘silik’ adını takmışlardı. Okulda yapılan herhangi bir etkinliğe hiçbir zaman katılamadım. Ne ailem buna izin verdi ne de beni buna davet edecek bir arkadaşım oldu. Genel olarak benimle konuşmaz, oynadıkları oyunlara çağırmaz, kız dedikodusu yapmazlardı; anlamadıkları konuyu sınav öncesinde sormak dışında… Biraz da çirkin olmam, beni iyice içime kapanık biri yapmıştı. Geceleri, beni aralarına aldıkları anları hayal etmekle geçirdim tüm okul hayatımı. Hayal etmek, hiç yere yediğim dayakların da unutulma anıydı aslında. Çünkü hayallerimde her şey yolundaydı. Ama sabah olduğunda dımdızlak gerçeklerle kalakalıyordum. İşte yavaş yavaş böyle başladı içimdeki katılaşma. Acıma, üzülme, merhamet duyma hisselerimi de azar azar kaybettim, ağlaya ağlaya uyuduğum gecelerde. Sıradan bir günün okul dönüşüydü annemi evde baygın yatarken bulduğumda. Ortalık dağılmış, evde biraz önce gerçekleştiği anlaşılan kavganın tozu henüz dağılmamıştı. Ambulans annemi hastaneye götürürken onun bir daha eve dönmeyeceğini bilmiyordum. Diğer olacakları da bilmediğim gibi. Çünkü onun aklı, kafasına aldığı darbeden bir  daha yerine gelmeyecek, benim aklım da hiç bilmediğim bir hayatta böylece kaybolup gidecekti.
Onu ara sıra gidip kaldığı hastanede ziyaret ediyorum… Bana cevap vermese de anlatıyorum, ben konuşurken bana boş bakan gözlerine. Ölememek ona ne büyük acı diye düşünüyorum. Oysaki üvey babam yakalandı, bir süre içeride kaldı, sonra çıkıp kayıplara karıştı, annem yatağa 
bağlı kalırken o, kendine çoktan başka bir hayat kurdu. Ona ne olduğuyla hiç ilgilenmedim aslında. Görmek zorunda olmadığım sürece benim için hiç var olmamış bile olabilirdi.                                                                                                               Neyse, kardeşim ve ben sıradan hayatımıza nasıl devam edeceğimizi bilemeden öylece  bir süre geçirdik. Sonra okulu son yılımda bırakıp çalışmaya başladım. Üzerimizde baskı yoktu artık ama özgürlük nedir hiç bilmediğimiz için aynı şekilde devam etti hayatımız, ta ki ben internet diye bir şeyden haberdar olana kadar. Hayat bazen sana bir hediye verir ama sen bunun zehirli olduğunu bilemezsin. Düşünsene, özgürlük bunu hiç tatmamış birisi için ne büyük hediye… İnternet bana yeni bir büyülü dünya sunmuştu. Kendime, olmak istediğim gibi görünen bir profil açarsam düşlerimdeki bir hayatı da yaşıyor gibi yapabilirdim. Nasılsa orada, olmak istediğim her kişi olabilirdim. Tıpkı hayallerimdeki gibi artık özgürdüm. İstediğimi bile bilmediğim bir şey bulmuştum sanki. Değişik karakterlere bürünüyordum orada, hep farklı kişiler oluyordum. Zamanla daha farklı şeyler denemeye, daha cesur olmaya, daha sıra dışı görünmeye başladım. Bir süre sonra kendimden tamamen farklı, başka bir kadına dönüştüm. Paylaştığım, konuştuğum, yaptığım şeylere şaşırıyor ama aynı hızla, aynı zevkle, aynı hınçla yapmaya devam ediyordum. ‘Müstehcenlik’ kelimesini tamamen lügatimden kaldırmıştım. İnternette yarattığım o kadının, beni tamamen teslim aldığını anladığımdaysa iki farklı karakterle yaşamaya çoktan başlamıştım. Gündüz sıradan hayatında silik, kimsenin farkına bile varmadığı o zavallı ben,  akşam tuşa bastığında kendisini dünyanın sahibesi sanan biri olmuştum.  Bir süre sonra benden tamamen farklı görünen kimliğimle akşamları dışarı çıkmaya da başladım. İlk başta farklı bir macera gibi görünen geceler, ne zaman pişman olunan sabahlara dönüştü bilmiyorum. Bundan bazen zevk alıyorum, bazen para kazanıyorum. Ama artık eve her döndüğümde saatlerce suyun altında kalıyorum; o dünyaya duyduğu hıncı, benim bedenimden çıkaran kadının temizlenmesi için suya bırakıyorum kendimi, ondan belki arınırım umuduyla. Kendime, hiç tutamayacağımı bildiğim sözler veriyorum aynada konuşurken ama o beni hep ikna ediyor, tekrar tekrar ona dönüşüyorum. Aynaya baktığımda ikisini de aynı anda görüyorum. Tıpkı sfenks gibi beni sorguluyorlar. Hangisi daha çok benim hiç bilmeden konuşuyorum onlarla. Benden bağımsız yaşamlarını izliyorum bir süre. Bazen tiksinerek, bazen kızarak, bazen de hayranlıkla… Ama hep kendimle konuştuğumu bilerek.  Kendi içimizde bir iç mesele bu artık. Bazen bu iki kadına da alışıyorum, bazen ikisiyle de aynı mutluluğu yaşıyorum, bazen de ikisiyle ayrı savaşıyorum. Nerede biteceğini bilmediğim, kendi yazdığım bir hikâyenin içinde kayboldum. Aslında biliyorum hikâyem, ben nerede ve nasıl bir son yazarsam öyle bitecek.” bu, hikâyesinin son cümlesiydi. Ardından bana, dolu bir küllük ve kırmızı bir ruj bırakarak gözden kayboldu.

 

Reklamlar

ben farklı değilim siz aynısınız!” için 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s