#KadınBaşına Nilüfer İnceman Akgün

received_396980821095232

Öğretmenler! Yeni nesli, cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle orantılı bulunacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister! Yeni nesli, bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir… Sizin başarınız, Cumhuriyetin başarısı olacaktır.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

#KadınBaşına söyleşilerinde yeni konuğum bir edebiyat öğretmeni. Nilüfer İnceman Akgün. O meşale. O meşaleyi tutan el. O yol gösterici. O akıl yoğurucu. O bilgiyi öğretmek için devamlı öğrenen bir kadın. Bilgiye aşık, öğrenmeye aşık, öğretmeye aşık… Edebiyata, kitaplara, hayata aşık. Bir eğitimci olarak sadece anlatmakla yetinmeyip, o bilgiyi adeta sahneleyen deliii bir kadın:) Nefis bir söyleşi oldu. Keyifle okuyacak, okurken onun masalcı yönüyle de tanışacaksınız. Hayata ilham veren kadınlar size bayılıyorum.

Yeni bir ilham, yeni bir kadın ve yeni bir hikâyede buluşmak üzere…

1-Nilüfer İnceman Akgün kimdir? Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Toplumsal kimliğime göre annemin babamın kızı, kardeşimin ablası, eşimin karısı, oğlumun annesi, öğrencilerimin hocası, arkadaşlarımın Nilüfer’iyim, sonuç itibariyle bir adem kızıyım. Ama bütün bunların ötesinde toprağın, suyun, havanın ve ateşin gücüne inanan, sırtını doğaya veren, kitapları kendine mihmandar eyleyen, dost meclislerine gönlünü kaptırmış biriyim. Dünyayı güzelliğin kurtaracağını kabul eden, herkesin ezberinde en az bir şiir olması gerektiğini düşünen, sözcüklerden büyülenen, gençlere ve geleceğe umutla bakan öylesine bir kadınım.

2-Nasıl bir çocuktunuz?

Ailemin ilk çocuğu, ana tarafımın ve baba tarafımın ilk torunu, ilk yeğeniyim. Çocukluğum; bu üçgenin içinde, geniş ailenin ortasında hatta konu komşu evlerini de kendi evimiz gördüğümüz zamanlarda geçti. Babam işçi, annem ev hanımıydı, okumuş bir ailenin değil ama düşünce dünyası açık, adalet duygusuna inanılmaz önem veren, birlik ve beraberliği kendilerine düstur edinmiş geniş bir aileydi benimkisi. Azla yetinmenin öğretildiği, paylaştıkça çoğalacağımızın vurgulandığı bir evdi evimiz. Hayattaki en büyük şansım, inanılmaz fedakâr bir anneyle, geleceğimi bir erkeğin ellerine bırakmamam için mücadele veren bir babadan dünyaya gelmiş olmamdır.

3-Sizi eğitmen olmaya ikna eden yolculuğun nasıl bir hikâyesi var?

Çocukken ders çalışmak için ayrı bir odam yoktu benim. Annemlerin yatak odasına girer, giysi dolabını kara tahta gibi kullanır, yatağın üzerinde oturduğunu hayal ettiğim öğrencilere ders anlatarak akşamlarımı geçirirdim. Ne olacaksın dediklerinde tek cevabım vardı: öğretmen. Oyuncu olmayı da çok istedim ama bunun için olanakların olmadığı, küçük bir şehirde büyüdüm. Lise yıllarına geldiğimdeyse edebiyat öğretmenime âşık oldum. Öğretmenim Nazım dedikçe, Sabahattin Ali’yi andıkça, Yaşar Kemal’e selam yolladıkça, hikâyelerin şiirlerin arasında kaybolmama izin verdikçe edebiyata tutkum arttı. Aslında sonradan anladım ki ben edebiyat öğretmenime değil edebiyata âşık olmuştum. Üniversitede okurken de aynı heyecanı, tutkuyu, aşkı hep hissettim.

4- Benim kutsal saydığım bir mesleğiniz var. Çünkü bilgi, her şeyi değiştirebilecek tek yol. Öğrencilerinize bilginin önemini fark ettirmek için nasıl bir yol izliyorsunuz? Ve yaptığınız işin tamam olduğuna, tamamlandığına, doğru şekilde anlaşıldığına nasıl ikna oluyorsunuz? Nasıl bir tatmindir yaşadığınız şey?

Bizim kuşak için hâlâ kutsal bir meslek “öğretmenlik”, evet. Ancak yeni kuşak için bu “kutsallık” değer kaybediyor. Çünkü bilgi, bizim zamanımızdaki kadar ulaşılmaz değil. Ben dâhil hepimiz, bilgiye ulaşmak için elimizi cebimize ya da çantamıza atıyoruz, o kadar. Bu nedenle bilgiye sahip olmak değil, sahip olduğun bilgiyi nasıl verdiğin önem kazanıyor artık. Geçenlerde bir öğrencim “Hocam bence siz Hoca değilsiniz, siz oyuncusunuz ve bildiğinizi aktarabilmek için jest ve mimiklerinizden tutun da, bakışlarınıza varana kadar, vurgu ve tonlamadan tutun da deneyim paylaşımına kadar o bilgiyi bize adeta sahneliyorsunuz.” dedi. O an, oyunculuk ve öğretmenliği birleştirdiğimi fark ettim, içime su serpildi. Aslında ben farkında olmadan çocukluk hayalimdeki iki mesleği kendimde toplamıştım. Belki de bu nedenle bu kadar çok severek yapıyorum bu işi. Belki de bu nedenle kendimi diri tutabilmek adına sürekli beslenmeye çalışıyorum. Ben bu meslekte hiçbir zaman “Oldum.” demedim. Öğretmen sıfatında da Öğretim Görevlisini sıfatında da hem “öğretmek” hem “öğrenmek” var. Öğretirken öğrenmeyi sürdürdükçe, bilginin önemini önce siz kavradıkça karşınızdakine kavratmanız çok da zor olmuyor aslında. Sizi sevdikleri an, öğrenciler kendilerine güvenildiğini anladığı an, öğrenme kapılarını ardına kadar açıyor zaten. Yaptığım işin doğruluğunu da bu noktada görüyorum. Ben; çiçeği burnunda, deli fişek, gelecekten umudu ve beklentisi olan gençler tarafından saatlerce dinleniyorum, örnek alınıyorum. Tiyatroda, sinemada, markette, pazarda öğrencilerime rastladığımda sarılıp öpüyorlar, son okudukları kitaptan, derste konuştuğumuz bir konudan dem vurarak yanımdan ayrılıyorlar. Bundan daha büyük haz olabilir mi, ben bilmiyorum.

5-Yaratıcı yazarlık kursları ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Yazar olmak bir yetenek işimi yoksa öğrenilebilir bir iş mi?

Artık her şeyin bir kursu, her şeyin bir sertifikası, her şeyin bir atölyesi var. Bunlara ilişkin insanların sömürülmesinden korkuyorum. Diplomalarının yetmeyeceğini düşünen kişiler ya da kişisel gelişim ihtiyacı duyan bireyler bu kurslara koşuyor. Ehil eller tarafından yapıldığında, 2 saatlik bir kursun bir yıl alınacak dersten daha etkili olacağını düşünüyorum. İşte bu noktada, herkesin dikkatli olması ve seçici davranması gerektiğini vurgulamak istiyorum. Yaratıcı yazarlık kursları için de aynı şeyi düşünmekteyim. Alanına gerçekten hâkim kimseler var, onların kıyısında, köşesinde bile durmak yetecekken bir de onlardan ders almak, kişiye neler kazandırmaz ki… Sonuçta bence “yazma”, geliştirilebilen bir beceridir ve ne yazık ki bizim eğitimim sitemimizde iletişim becerileri içinde en az önem görendir. Eğitim sisteminin -elde olmayan nedenlerden ötürü- test odaklı olması, bireylerin yazma becerisini hep güdük bırakmaktadır. Bu nedenle bu beceriyi geliştirebilmek için küçük yaştan başlayarak çok okumalı, bu konuda deneyim sahibi kimselerin yönlendirmelerinden yararlanılmalıdır. Üniversite, çoğu zaman geç kalınmış bir yer olabiliyor. Bunu fark ettiğim günden itibaren yazma ve okuma becerilerini geliştirebilmek adına çocuklarla çalışmaya başladım. Çocuklar, hayal dünyalarına henüz kilit vurmadıkları için, yargılanma, sorgulanma korkuları taşımadıkları için onlarla çalışırken daha iyi sonuçlar elde ettim. Bunu da geleceğimiz adına bir yatırım olarak gördüğümden bu konuda benden destek isteyen sosyal sorumluluk projelerinde elimden geldiğince görev aldım ve almaktayım.

6-Sizce şifa nedir? Ve bir eğitmen olarak yazmanın insan psikolojisi üzerinde iyileştirici bir etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?

Şifa; kör ve dipsiz bir kuyunun içindeyken tırmanmanıza yardımcı olacak bir ip bulmak, aydınlanmayı sağlayacak bir ışık görebilmektir yani iyileşmektir. Ben, kör ve karanlık kuyulardan çıkabilmek için sevdiklerime koştum. Sevdiklerimin sesine ve şifa veren enerjisine sığındım, kendimi onlara teslim edip yol bulmaya çalıştım. Bir diğer yöntemimse kitaplara sığınmak oldu. Hele bir de ayaklarım toprakta, başım köpük köpük buluttayken okumaya başladıysam şifayı verecek olan ilacın ilk ve en etkili dozunu almış oldum hep. Bunun dışında anlatmayı hep sevdim, yazarak ya da konuşarak anlatmanın hafifleteceğine inandım… Ketum insanlardan hep korktum. Çünkü irinlerini içlerinde biriktirdiklerini ve patlamalarının büyük acılara yol açacağını düşündüm. Bu nedenle öğrencilerime de hep söyledim bir kez de buradan söyleyeyim: “Anlatın, konuşarak anlatmaktan çekiniyorsanız yazın. Başucunuzda bir kâğıt, kaleminiz olsun hep, yazın, yazın ki büyük patlamanın önüne geçmiş olun.”

7-“Bu ülkede kadın olmak…” cümlesini nasıl tamamlarsınız?

Bu ülkede kadın olmak, “Ben buradayım, varım, güçlüyüm.” diyebilmek, ayakta durabilmeyi becerebilmek hem çok zor hem de inanılmaz gurur verici. Bu ülkede kadın olmayı becerebilmek uğraş gerektiren zorlu bir mücadele. Ben, kadın olmanın mücadelesinde annemi örnek aldım ancak babamın, eşimin; önümde, arkamda değil yanı başımda durması bu mücadelemi hep kolaylaştırdı. Şimdi ben, karşısına çıkan kadınların hayatını kolaylaştıracak bir erkek çocuk yetiştirmeye çalışıyorum. Umarım başarabilirim.

8-Doğum gününüzün sabahında ne hissedersiniz? Zaman sizin için ne ifade ediyor?

Doğum günü kıymet verdiğim özel günlerin en özeli, en güzeli, en birincisidir. Doğum günümü şımarma günü ilan ederim. Her doğum günümde yanımda olanlara varlıkları için şükrederek güne başlarım. Başardıklarım için gurur duyar, başarısızlıklarım için de “Amaannnn, canım sağolsun.” der, yola devam ederim. Zaman; müthiş bir deneyim, muazzam bir öğretici, şahane bir kazanım. Geçiyor gidiyor işte, geleceğe kaygıyı, geçmişe özlemi bırakıp anın kıymetini bilmek gerekiyor sanırım. Şu göz kenarlarımdaki çizgiler olmasa zamanla hiçbir alıp veremediğim yok aslında J

9-Hayatın dalgalı dönemlerini nasıl atlatırsınız?

Hiç kolay olmuyor, yerle bir oluyorum. Öyle çok ağlıyorum ki bu bazen günlerce sürebiliyor.  Sonra bir bakıyorum, bundan tek başıma çıkamayacağım… Hemen en yakınlarımın omuzlarında alıyorum soluğu. Önce ailem; elbette annem, babam, kardeşim, eşim ama bazen dalga onlardan gelebiliyor işte o zaman kadın arkadaşlarıma koşuyorum hemen. “Annemin doğurmayı unuttuğu kız kardeşlerim” diyorum onlara. Bir başlıyoruz konuşmaya sonra ben, nasıl oluyor bilmiyorum kahkahalarla ayrılıyorum oradan. Dalga falan kalmıyor, çarşaf gibi bir denizde durmaksızın kulaç atmaya başlıyorum. Yaşasın, dişi güç J

10-Size göre hayatın ilhamı nedir? Size bu ilhamı hatırlatan bir sloganınız var mıdır?

Hayatın ilhamı duruma göre değişiyor bence. Bazen çalan bir telefona gülerek “efendimmm” demektir, bazen masmavi gökyüzüne bakıp buz gibi bir bira içebilmek, bazen bir çocuğun gülümsemesinde yeniden doğmak, bazen denizin derin sularında kaybolmak, bazen arka odadan gelen “anneeee” sözcüğüne gülümsemek, bazen bir ormanda kaybolup kendi ayak sesini dinlemek, bazen bir şarkının nakaratını sevdiğinle tamamlamaktır hayatın ilhamı… Kısacası anın tadını çıkarmaktır aslında. “Yaşadım.” diyebilmek için…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s