#kadınbaşına Hilal Tuğçe kuzucu

f7a904cf-2ddd-47c9-a0f2-86bab109b0e7Hayat Sana Sesleniyor!

İyi kitaplar olsun hayatınızda bir de iyi insanlar…

Hiç provasız, olağanüstü bir koro oluşturup, aynı notadan onunla birlikte bağırdık, “Sen de bizimle dans et, bir çocuğun dileği gerçekleşsin”

#kadınbaşına hikayelerinin yeni konuğu hem pilates ve Zumba eğitmeni, hem beden öğretmeni adayı, hem de  ‘Dansın Dileğe Dönüşsün’ projemizin baş kahramanı. Hilal Tuğçe Kuzucu. Kendisinden geriye sadece yapabildiği güzel şeylerin kalacağına inanmış bir kadın o. Yüreğindeki yol nereyi gösteriyorsa oraya doğru yürümüş. İçinde ne varsa, dışına da onu yansıtmış. Ve hayatını, keyfini çıkardığı anlarla beslemiş. Başka pencereden seslenecek  bize “hayat güzeldir😊 hadi gülümseyin, çekiyorum!”

1-Hilal Tuğçe Kuzucu kim?

Evet gardaşlar! 25 Haziran 1993’te Sivas’ta halay başı olarak dünyaya geldim. Tey tey!😊 😊 😊 Kendimi; hem bir yengeç, hem de davulun ilk tokmağında halaya duran biri olarak tanımlayabilirim. Yani; ne kadar hayat doluysam, o kadar da duygusalım. Ayrıca; ota boka ağlarım, içimde ne varsa dışıma onu yansıtırım, sevdiğim her şeye tutkuyla bağlanırım (bu bir şarkı, bir kitap, bir film olsa bile), duygularımı dinlerim onları neden hissettiğimi önemserim, çok güldüğüm çok eğlendiğim her anın tadına çıkartırım ve ‘dünyayı güzellik kurtaracak’ cümlesine sonuna kadar inanırım. Çünkü; bizden geriye sadece güzel yapabildiğimiz şeyler kalacak. Hayat sadece onları hatırlayacak…

Bundan başka; biz beş kardeşiz, ben en ortadakiyim. Hayattaki en büyük şansımın ailem olduğunu düşünüyorum. Bana her durumda sıkıca sarılan bir ablaya, beni her şeyden koruyan ve hep güven veren bir abiye, dost deyince ilk aklıma gelen kardeşime ve bana kendimi abla gibi hissettiren en küçük kardeşime sahibim. Onlardan güç alıyor ve onlarla kendimi çok önemli bir insan hissediyorum. Benim güzel geniş ailem😊

2-Nasıl bir çocuktu?

Çok uysal bir çocuktum ben. Bir defa söylemeleri yeterdi bir şeyi yapmamam için. Hiç şımarık bir çocuk olmadım. Anneme aşırı derecede düşkündüm. Ve biraz da kıskançtım😊 beni ondan daha çok sevin diyerek, küçük kardeşimin üzerine çıkıp onu dövdüğümü söylerler mesela.

Okul hayatımda da ödev yapmayı ve hocalarımla etkinlikler hazırlamayı çok severdim. Arkadaşlarımla aram hep çok iyiydi. Hep bir kız grubum olmuştur yani. Hatta bazılarıyla hala görüşürüm. Ayrıca; ilk ve orta okuldayken dansçıydım. Okulun müsamerelerinde mutlaka yer alırdım. Hiç unutmam; bir keresinde hocam bana “dans grubunu kurup, müsamereyi hazırla” demişti. Birkaç şarkıyı kendim koreogafileyip, beş kız çıkıp sunmuştuk. Bazen teneffüslerde müzik açıp oynadığımız bile olurdu. Diğer öğrencilerin bizi izlemesi ne hoşumuza giderdi. Hey gidi günler! Hatırlayınca hep gülümserim. O zaman yaptığım her şey bugüne yansıdı ve alt yapısını oluşturdu aslında.

Onun haricinde, çok çok hayalperestim. Ah! ne hayaller kurardım. Hatta hayali kurar, ve onu yaşardım. Günlüğüm vardı, yaşadığım şeyleri, hayal ettiklerimi yazardım. Hala günlüğüm var, bazen yazarım bir şeyler. Eski yazdıklarımı okurum. Okurken o gün hissettiklerimi yeniden hissederim. Yaşadığım her şeyi çok hissederek yaşarım ben. Belki de o yüzden, yaşadığım hiçbir his bende kolay eskimez. Çocukluğumun içinde bir yerler de hep saklı kalır.

3-Beden Öğretmeni olmaya nasıl karar verdin? Bunu kendine kariyer olarak planlamış mıydın?

İlkokul 3. Sınıftan beri voleybol oynuyorum ben. Evden kaçıp voleybol oynamaya giderdim. Babam voleybol oynama karışmaz ama “spor yapacaksın da ne olacak” diye söylenirdi hep😊 Biz dışarı oynamaya gidiyoruz diye evden çıkar ve voleybol maçı seyretmeye giderdik. Öyle tutkunum voleybola. Hatta Milli Takım maçları ağlatır bile beni😊 Neyse sonra ortaokulu bitirip Kız Meslek Lisesi’ne devam etmeyi düşünürken bir arkadaşımdan Spor Lisesi olduğunu öğrendim. Biraz araştırdım falan. Sınavla alıyorlar özel bir lise ve çok az ilde var. Şansıma Sivas ’tada var. İşte sonra okulu kazanmak için gece gündüz stadda çalışmaya başladım. Eskiden voleybol oynamamdan çok da hoşlanmayan babam bu sınavda benim en büyük destekçim oldu. Onun bu desteğinin sınavı 1.kazanmamda çok etkisi vardır. Böylece başladım ben Ahmet Eğir Güzel Sanatlar ve Spor Lisesi’ne. Kısaca, liseye başladığımda karar verdim Beden Öğretmeni olmaya.

Dersen ki hiç başka bir meslek seçmek aklından geçti mi? Hayır, hep beden öğretmeni olmayı istedim ben.

Nerde kalmıştım? liseyi bitirdim, iki yıl kadar ara verip, BESYO için hazırlanmaya başladım. Yine sağ olsunlar tüm ailem, hala birlikte olduğum erkek arkadaşım çok destek oldu. Sınavı bu kez 15 kişi arasından 13. olarak kazandım. (ama laf aramızda koordinasyon çok önemlidir, bunu en iyi yapan 2.kişiydim, 😉) Beni hayalime bir adım daha yaklaştıran üniversite hayatımda böylece başlamış oldu.

Ve bir de Zumba ile tanışmam var tabii. Onu anlatmadan hikayem yarım kalır. Voleybol kadar tutkunum ona da çünkü. Hayatın bana güzel hediyesi o. Ve şöyle oldu; 😊 üniversite hayatım başladı, aradan yaklaşık iki yıl geçti, ben bir sebeple Sivas’tan geçiş yaptım ve İstanbul’a geldim. Bir sitenin spor salonunda cankurtaran ve yüzme antrenörü olarak çalışmaya başladım. Tesadüfen bir gün grup derslerinin yapıldığı salonun kapısını açtım. Gördüğüm şeyle büyülendim o an. İnsanlar coşkuyla hep bir ağızdan ‘hey’ diye bağırıyorlar ve coşkuyla aynı hareketleri yaparak dans ediyorlardı. Kim olduklarının, nereli olduklarının, hangi dili konuştuklarının, inançlarının ya da cinsiyetlerinin hiçbir önemi yoktu, aynı müzikte birleşmişler ve tek vücut olmuşlardı. Dedim ki, işte bu! bunu ben de yapmalıyım çünkü; beni anlatıyor, bana benziyor ve beni tamamlıyor. Hemen Zin (Zumba eğitmenleri için kullanılan isim) eğitimi almak için başvurdum, hatta ilk eğitim Adana’daydı, İstanbul’daki eğitimi bile beklemeden Adana’ya gittim. Eğitimi veren Didem Zeybek hocamın müthiş ışığıyla, inanılmaz enerjisiyle hem çok eğlenerek, hem de çok öğrenerek tamamladım eğitimimi. Tabi bununla ilgili daha birçok eğitime katıldım. Sonra Pilates eğitmeni sertifikamı da alıp, taçlandırdım hayatımı. Ben bu şekilde ifade ediyorum, çünkü; hayat kendimizi fark etmemiz için, hep başka aynalar tutar yüzümüze. Gördüklerimizle kaybolmakta, kutsallaşmakta bize kalmıştır.

4-Lösemili Çocuklar yararına gerçekleştirdiğiniz ‘Dansın Dileğe Dönüşsün’ Zumbathon etkinliğinin hikayesi nedir?    

Demiştim ya; Zumba’ da beni en çok etkileyen şey birleştirici bir özelliği olmasıydı. Sihirli gibi. Sihirli diyorum, çünkü; onlarca farklı insanı, hiçbir fark gözetmeksizin tek bir müzikte, tek bir figürde ve hiç provasız şahane bir koro haline dönüştürebilirsin. Büyü bu değil de nedir? Mesela; 17 Ekim 2017’ de Arjantin’de Beto Perez bir yardım etkinliği için Zumbathon düzenlemişti ve 20.000 kişi katılmıştı. Görüntüyü izleyip tüylerinizin ürpermemesi mümkün değil. Bu nasıl güzel bir iş, nasıl güzel bir etkinlik. Düşünsene, böyle etkinliklerle dünyada ne kadar çok hayata dokunabilirsin? Kaç tane hayatı değiştirebilirsin? Ne kadar faydalı olabilirsin? Hem kendine şifa, hem başkalarına. Müthiş!

Tabi Türkiye’ dede birçok Zumbathon etkinliği düzenleniyor sosyal sorumluluk projeleri için. Çok güzel işler yapılıyor ve yavaş yavaş kitleleri de artıyor. Ben inanıyorum ki, bu konuda daha birçok güzel ve yararlı şeyler yapacağız.

Ve soruya dönersek, işte tam da böyle bir sebeple ortaya çıktı ‘Dansın Dileğe Dönüşsün’ projesi. Evet! ben bu işi çok seviyorum, ancak aynı zamanda da insanlara faydalı olmak istiyordum. Aslında çalıştığım her yerde etkinlikler yapıyordum, tüm yardım amaçlı Zumbathon etkinliklerine destek vermeye çalışıyordum ama aklımda, hayalimde kendi etkinliğimi yapmak istiyordum. Derken, ben eski çalıştığım yere Zumba, Pilates Eğitmeni olarak yeniden dönüyorum ve yolum (şuan benimle bu söyleşiyi yapan) Bir Delinin Dünlüğü bloğunun yazarı    ( ki kendisi benim için özel biridir) ile kesişiyor. İkimiz içinde öyle güzel bir tesadüf oluyor ki bu. Tabii tesadüf değil de, hayat ikimizi bir araya getiriyor😊güzel bir şeye vesile yapmak için. O da bloğunda gerçek kadın hikayelerini anlatıyor, belki başka bir hayata ışık tutabilirim, belki birisine bir faydası olur umuduyla. Ve ne tesadüf ki, o da yardım amaçlı bir Zumbathon yapmayı hayal ediyor. Biz; iki farklı hayatın, iki farklı insanı sadece aynı amacı hayal ederek bir araya geliyoruz. Heyecanla ve umutla. Hayatın çekim yasası😊

Sonra, beraber çalışmalara başladık. Hangi dernek olur acaba diye düşünürken, Alper Bey’ le tanıştık. Kendisi Bir Dileğim Var Derneği’nin kurucusu. Bu dernek, lösemili çocukların dileğini gerçekleştiriyor. Hasta çocuklar için çıkmışlar yola bir dilek tut ve olsun diyerek. Zaten birkaç videosunu izlemeniz yeterli, daha yapılacak ne çok şey olduğunu hatırlamak için. İşte böyle başladı hikayesi. Hepimizin yolu bir yerde birleşerek. Bir çocuk için, bir dilek diyerek.

‘Sen de bizimle dans et! bir çocuğun dileği gerçekleşsin’ cümlesiyle başladık etkinlik için hazırlanmaya. Sonrası rüya gibi zaten. Rüyada gibiydim, gibiydik. Bir şeyi ortaya çıkarmanın, faydalı olmanın heyecanını, mutluluğunu bunu kelimelerle tarif edemem. Öyle güzel ki böyle bir amaç için çabalamak, yorulmak. Hiç tanımadığımız insanlarla buluşmak. Yeni bir dost, yeni bir arkadaş kazanmak.                                                                   Biz elimizden geldiği kadar güzel bir etkinlik yapmaya çalıştık. Etkinliğin tüm geliri Bir Dileğim Var Derneği’ne bağışlandı. Sahneye çıkana kadar heyecandan ellerim titriyordu ama sahneye çıktığım an unuttum tüm heyecanımı ve kendimi anın mutluluğuna bıraktım.

O kadar güzel anılar attık ki fotoğraflara, baktıkça aynı heyecanı hep hissedeceğiz. Hep biraz gözlerimiz dolacak…

Ayrıca yurtdışından bile bilet almak için arayanlara, ‘biz de ucundan bir yerlerden tutalım’ deyip tüm gayretleriyle destek olmaya çalışanlara, katılan tüm eğitmen arkadaşlarıma, enerjisi sahneden fışkıran sevgili jammerlarıma(hocalarıma), sahne alan arkadaşlarıma, bizimle dans edenlere, aileme herkese ama herkese desteklerinden dolayı tüm kalbimle teşekkürler, teşekkürler, teşekkürler…

5-Bu sloganla gerçekleştirmeyi düşündüğünüz başka etkinlik var mı? Ve bu proje sana ne hissettiriyor?

Açıkçası; biz hep dans edip, başka bir dilek gerçekleştirmek istiyoruz. Hayatın da bu konuda bize destek olacağını umarak. Bunun için dansın dileğe dönüşsün internet sitesini hazırlamaya çalışıyoruz. ( Berk abi’ me ayrıca kocaman bir teşekkür göndermek istiyorum bunun için, yaptığı her şey için, desteği için) Yapacağımız her etkinlik bu siteden detaylı olarak takip edilebilecek. Ona keza yaptıklarımızda. Aklımızda birçok şey var gerçekleştirmeyi düşündüğümüz. Hayal ettiğimiz ilk etkinlikte Köy Okulları için. Onların ihtiyaçları için. Onların hayalleri için.

İhtiyaçları olan her şeyi temin etmeyi, kamyonla beraber oraya gitmeyi, o ana tanık olmayı, onların gülümsemesinin bize, bizden de herkese ulaşmasını istiyoruz. Bakalım hayat bize neler getirecek.

Ne hissettiğime gelince; var olduğumu, dolduğumu, doyduğumu hissediyorum. Hem heyecan, hem mutluluk, hem umut, hem hüzün duyuyorum. Dedim ya; hayat bizi geride bıraktığımız güzelliklerle hatırlayacak…

6-Sence şifa ne demek?

Aşk, müzik, dans…

Tutkuyla hissettiğim her şey bir tür şifa aslında. Aşk en önemlisi benim için. Hayatımdaki insana duyduğum aşkla besliyorum kendimi. Bunca yılda birçok iyi ve birçok kötü dönemimiz oldu birlikte. Eli hep elimdeydi, hep üzerimdeydi, hep kalbimdeydi. İyi ki var…

Ayrıca ailemden tabi. Onların sevgisinden. Evimden. Ait olmaktan besleniyorum. Kendimi bir yere ait hissetmekten.

Veeee dostlarımdan. Hepsini ayrı seviyorum. Farklı bir ifadeyle ‘arkadaşlıkta bir tür aşk’ aslında. Değil mi? benim bacım😊, benim canım Ece Sağlam. (Onun yeri ben de çok özel.) Aşk deyince ilk aklımıza kalbimizi çarptıran, aynalara baktıran, karnımıza kelebekler konduran bir şey gelsede, arkadaşlıkta çok güçlü bir tutku bence.

Kısaca; kendini iyi hissettiğin her an, herkes, her şey sana şifa olur.

7-Seni en çok heyecanlandıran hayalin ne?

İlk heyecanım, beraber yaşlanmayı istediğim, 10 yıldır birlikte olduğum, 10 yıldır aşkla dolduğum, sevdiğim adam, Hakan’ımın bana nasıl evlenme teklifi edeceği. Yakındaki nişanımız için bir evlilik teklifi gelecek kendisinden. Ve ben acaba nasıl söyleyecek diye çok heyecanlanıyorum😊😊

Diğeride; ki bunu düşünmek bile soluğumu kesiyor. İlk Öğretmenliğe başladığım gün. Öğrencilerimin olduğu sınıfıma girdiğim an hissedeceklerim. Onlara nasıl daha faydalı olabilirim diye şimdiden hayal etmeye başladım. Yakında kavuşacağız umut ediyorum.

8-Doğum Günü sabahında ne hissedersin?

Yaşasın Haziran ayı😊… gerçekten kendimi çok özel hissediyorum. O sabah, yok sabaha kalmadan daha geceden saat 00.00 gösterdiğinde başlıyor kalbim çarpmaya. Ve her doğum günümde bir yaş daha büyüdüğümü hissediyorum. Bir yaş daha büyüyüp, bir yaş daha öğrendim diyorum. Ve yeni yaşımda neleri tecrübe edeceğimi merak ediyorum ve bu beni heyecanlandırıyor. Çünkü; zaman öğrendiklerimizden ibaret sadece.

9-Hayatın dalgalı dönemlerini nasıl atlatırsın?

Konuşarak ve ağlayarak. Beni o an yoran her neyse onun sebebiyle mutlaka konuşmalıyım. İçimde ne varsa, içimden nasıl geliyorsa. Belki ağlaya zırlaya, belki salya sümük, belki avaz avaz ama mutlaka. Konuşmak bence en büyük ilaç sıkıntılarıma. Ben hayatla da böyle iletişim kuruyorum. Onunla konuşarak😉

10-Hayatının sloganı ne?

Sevmek, eğlenmek ve Gülmek!

Gülün! Gerçekten keyif ala ala, katıla katıla, ayıla bayıla gülün. Sadece güldüğümüz anları hatırlayacağız ve sadece yanımıza onlar kâr kalacak…

Okuyan herkese son not; bol bol gülün, çokça kendinizi sevin ve eğlendiğiniz her anın tadına varın…Teşekkürler muck😉

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

#kadınbaşına Hilal Tuğçe kuzucu” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s