gönüllü kölelik henüz kaldırılmadı

esirAşk; kendimizi aynı anda bir Tanrı, bir köpek, bir sürüngen ve bir gölge gibi hissettiren o tuhaf ayna…

Başkalaştıran, yanıltan, susturan, çoşturan, kutsallaştıran ya da kanatlandıran. Ona baktıkça güzelleşir, baktıkça çirkinleşir, baktıkça büyür, baktıkça küçülürüz. Umursamayız gerçek suretimizden ne kalmıştır geriye. O büyülü aynaya bakar ve bize gösterdiği her büyülü görüntüye inanarız.

Ah! aşk…hem dengeye getiren, hem enkaza çeviren, hem zehirleyip, hem şerbetleyen, hem başını döndürüp, hem canından bezdiren.
Yine bir masa ve öteki sandalyede yeni bir hikaye. Bize birazdan buram buram aşk kokarak anlatacak, insanın hissettiği duygulardan zehirlenmeye nasıl başladığını…    Hadi kokuyu yavaşça içine çek ve kapat gözlerini!

“Gönüllü kölelik henüz kaldırılmadı…
Beni en iyi anlatan cümle bu galiba. Sıkıntı nedir hiç bilmeden büyüdüm ben. Güçlü kalmak ya da tek başına ayakta durmak gibi dertlerim hiç olmadan Böyle büyüyen tüm kadınlar gibi, ben de yaşamaya başladığım sorunlarla nasıl başa çıkacağımı bilmediğim bir zamanda karşılaştım onunla. Hayat hiçbir zaman, hiçbir konuda çok yormamıştı beni Şimdi beni aşktan nasıl yorduğunu, bu yüzden anlayamıyorum belki de. Şımarıklıktır bu aslında biliyorum, başka hayatların gözünde. Ama ben elimde bir alev topunu tutuyorum. Yanıyorum, yandıkça daha çok tutuyorum. Hem gitmek isteyip, hem gidemiyorum. Hem körüm, hem herşeyi görüyorum. Rıza göstermekle, razı olmanın arasındaki boşlukta devamlı sallanıyorum. Ve artık beni bir hiçe çeviren bu hastalıklı tutkuya aşk diyemiyorum.
Hayatımı en çok sorguladığım zamanlardan geçiyordum, o hayatıma sihirli dokunuşlar yapmaya başladığında. Dünyanın benim etrafımda döndüğünü hissetmenin büyülü haline kapıldım, nasıl bir bağımlıya dönüşeceğimi bilmeden. Bu aşka teslim olmak dünyayı fethetmek gibi gelmişti bana. Her sabah, başka bir ülkenin kraliçesi gibi uyanıyordum. Ne zaman bu kadar hayatımın vazgeçilmezi oldu?, ne zaman onu hayatımın merkezine koyup diğer tüm dengeleri bozdum?, kaç yıl oldu kendim olmaktan vazgeçeli bilmiyorum. Arada sırada başka biri gibi olmaya başladığımı fark ediyordum ama bunu umursamayacak kadar mutluydum. Öyle yavaş yavaş,  öyle içten içten ele geçirdi ki hayatımı, aslına bakarsan; ben ona kendim verdim istediği tüm anahtarları. Usul usul  değiştim, onun daha çok seveceği bir kadına dönüşmek için hep daha çok fedakarlık yaptım.  Her şeye bir bahanem vardı nasılsa, yalanını bile çoktan hazırladığım.

Böyle böyle, küçük küçük kıskançlık kavgalarının bir gün benim önce özgürlüğümü sonra kişiliğimi bitireceğini bilmiyordum ki daha. Beni ben yapan her şeyden, her huyumdan, her davranışımdan vazgeçtiğimi,  yapmayı sevdiğim hiçbir şeyi yapmadığımda ancak fark ettim. Aklım bunu düşünmüyor ama kalbim atıyordu. Hem de ritmi giderek bozularak. Bence insan en çok aşkta kaybolmayı seviyor…Bu kimsenin seni bulmasını istemediğin bir saklambaç oyununu, zaten tek başına oynamak gibi. Sadece onu duyabilmek için, dünyanın sesini sonuna kadar kısmak gibi.                              Şimdiyse içimde , artık daha yorgun, daha kıskanç, daha hırslı, daha bağımlı bir kadının bozulmuş kalp ritmini duyuyorum sadece. Çünkü; geceleri hep başka bir şüpheyi çürütüp onu aklamaya çalışarak yoruyorum aklımı, bedenimi, ruhumu… Çöküşün çoktan başladığını bilerek direniyorum.

Neyse; ben zamanla değişiyordum evet ama o da değişiyordu. Hayatında yeni öncelikler, yeni planlar, yeni işler gelişiyor, herşey yenileniyor ama ben eskiyordum. Tabi kavgalar da  değişiyordu, sebepler değişiyor, değiştikçe daha çok büyüyordu. Şiddetine şiddet katarak böyle böyle geçip gitti yıllar yanımızdan, bize hiç dokunmadan.

Ben hep bir şeyleri bekliyorum, sıralamanın bana gelmesini. Başka bir başlangıçın bizim hayatımızı daha güzel yapacağı umuduyla uyanıyorum, onun hayatında hep bir şeylerin değiştiğini bilerek. Bana sadece duymak istediklerimi söylediğini hissederek. Yalanlarını başka bir yalanla süsleyip, tekrar söylediğinde susarak bekliyorum. Zaman benimle beklemiyor  ama o sadece geçiyor.  Geride bana yeni bir şüphe bırakıyor. Her gece yeni olanı sorguladığım. Sonra içimdeki şüpheyle, bana söyledikleri arasında yeni bir yolculuğa çıkıyorum. Bu yolculuğun içimi kemirmesine izin veriyorum.  Doğru diye bildiğim her şey, doğruluğunu çoktan yitirdi. Artık onun hem suretini, hem siretini görüyorum. Yalnız uyuduğum gecelerin sayısı çoğaldıkça ‘hep bugün bitiriyorum’ cümleside çoğalıyor. Bitiremediğim bugünler, yarının ajandasında kalakalıyor.  Ki bitse de hayatımdan gitmesine yetmiyor. Bir başlangıç ve bitiş döngüsünde, her başlangıçın şehvetli şevişmesinde  sıkışıp kaldım.
Artık kendim gibi olmadığım bir hayatın içinde olduğumu bilecek kadar aklım hala yerinde ama zaaflarımın beni ikna etmesine razı oluyorum. Bu daha kolay hayata ben de çok alıştım sanırım. Zaman benim için aynı döngülerden ibaret işte. Hep aynı bitiş, hep aynı başlangıç.
Biliyor musun? kendi hayatımın anahtarını, artık elimde tutmak istediğimden bile emin değilim” dedi, yeni arabasının anahtarını parmakları arasında sıkarken.                “Hayatın bir mucize olduğuna inan, ben hep inandım” diyerek uzaklaştı.
Benim de herkesin mucizesi, kendi ışığının içinde saklı, dediğimi duymamıştı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s