gönüllü kölelik henüz kaldırılmadı

esir
Art by Şennur Uysal

Aşk; kendimizi aynı anda bir Tanrı, bir köpek, bir sürüngen ve bir gölge gibi hissettiren o tuhaf ayna…
Başkalaştıran, yanıltan, susturan, coşturan, kutsallaştıran ya da kanatlandıran. Ona baktıkça güzelleşir, baktıkça çirkinleşir, baktıkça büyür, baktıkça küçülürüz. Umursamayız gerçek suretimizden ne kalmıştır geriye. O büyülü aynaya bakar ve bize gösterdiği büyülü her görüntüye inanırız.
Ah! aşk… Hem dengeye getiren hem enkaza çeviren, hem zehirleyip hem şerbetleyen, hem başını döndürüp hem canından bezdiren.
Yine bir masa ve yine karşı sandalyede yeni bir hikâye. Bize buram buram aşk kokusuyla anlatacak, insanın hissettiği duygulardan zehirlenmeye nasıl başladığını…  Hadi, kokuyu yavaşça içine çek ve kapat gözlerini!

“ ‘Gönüllü kölelik henüz kaldırılmadı…’ Beni en iyi anlatan cümle bu galiba. Sıkıntı nedir hiç bilmeden büyüdüm ben. Güçlü kalmak ya da tek başına ayakta durmak gibi dertlerim hiç olmadan. Böyle büyüyen kadınların hepsi gibi ben de, sorunlarımla nasıl başa çıkacağımı bilmediğim bir zamanda karşılaştım onunla. Hayat hiçbir zaman, hiçbir konuda çok yormamıştı beni. Şimdi beni aşktan böylesi nasıl yorduğunu, bu nedenle anlayamıyorum belki de. Şımarıklıktır bu aslında biliyorum, başka hayatların gözünde. Ama ben elimde bir alev topunu tutuyorum. Yanıyorum, yandıkça daha çok tutuyorum. Hem gitmek isteyip hem gidemiyorum. Hem körüm hem her şeyi görüyorum. Rıza göstermekle, razı olmanın arasındaki boşlukta devamlı sallanıyorum. Ve artık, beni bir hiçe çeviren bu hastalıklı tutkuya ‘aşk’ diyemiyorum.
Hayatımı en çok sorguladığım zamanlardan geçiyordum, o hayatıma sihirli dokunuşlarla dokunmaya başladığında. Nasıl bir bağımlıya dönüşeceğimi bilmeden, dünyanın etrafımda döndüğünü hissetmenin o büyülü haline kapıldım. Bu aşka teslim olmak, dünyayı fethetmek gibi gelmişti bana. Her sabah, başka bir ülkenin kraliçesi gibi uyanıyordum. Ne zaman bu kadar hayatımın vazgeçilmezi oldu, ne zaman onu hayatımın merkezine koyup diğer tüm dengeleri bozdum, kaç yıl oldu kendim olmaktan vazgeçeli, bilmiyorum. Arada sırada, başka biri gibi olmaya başladığımı fark ediyordum ama bunu umursamayacak kadar mutluydum. Öyle yavaş yavaş,  öyle içten içten ele geçirdi ki hayatımı, aslına bakarsan ben ona kendim verdim istediği tüm anahtarları. Usul usul  değiştim, onun daha çok seveceği bir kadına dönüşmek için hep daha çok fedakârlık yaptım.  Her şeye bir bahanem vardı nasılsa, yalanını bile çoktan hazırladığım.
Böyle böyle, küçük küçük kıskançlık kavgalarının, benim önce özgürlüğümü, sonra kişiliğimi bir gün bitireceğini henüz bilmiyordum ki. Beni ben yapan her şeyden, her huyumdan, her davranışımdan vazgeçtiğimi, ancak yapmayı sevdiğim hiçbir şeyi yapmadığımda fark ettim. Aklım bunu düşünmüyor ama kalbim atıyordu, hem de ritmi giderek bozularak. Bence insan en çok aşkta kaybolmayı seviyor… Bu, kimsenin seni bulmasını istemediğin bir saklambaç oyununu, tek başına oynamak gibi. Sadece onu duyabilmek için, dünyanın sesini sonuna kadar kısmak gibi. Şimdiyse içimde, artık daha yorgun, daha kıskanç, daha hırslı, daha bağımlı bir kadının bozulmuş kalp ritmini duyuyorum sadece. Çünkü geceleri hep başka bir şüpheyi çürütüp onu aklamaya çalışarak yoruyorum aklımı, bedenimi, ruhumu… Çöküşün, çoktan başladığını bilerek direniyorum.
Neyse, ben zamanla değişiyordum evet ama o da değişiyordu. Hayatında yeni öncelikler, yeni planlar, yeni işler gelişiyor; her şey yenileniyor bir tek ben eskiyordum. Tabi kavgalar da  değişiyordu, kavgaların sebepleri de; sebepler değiştikçe de daha çok büyüyordu tüm açmazlar, çıkmazlar… Şiddetine şiddet katarak geçip gitti yıllar yanımızdan, bize hiç dokunmadan.
Ben hep bir şeyleri bekliyorum, sıralamanın bana gelmesini. Başka bir başlangıcın bizim hayatımızı daha güzel yapacağı umuduyla uyanıyorum, onun hayatında hep bir şeylerin değiştiğini bilerek. Bana sadece duymak istediklerimi söylediğini hissederek. Yalanlarını başka bir yalanla süsleyip tekrar söylediğinde susarak bekliyorum. Zaman benimle beklemiyor  o sadece geçiyor.  Geride bana, yeni bir şüphe bırakıyor, her gece yeni olanı sorguladığım… Sonra içimdeki şüpheyle bana söyledikleri arasında yeni bir yolculuğa çıkıyorum. Bu yolculuğun içimi kemirmesine izin veriyorum.  Doğru diye bildiğim her şey, doğruluğunu çoktan yitirdi. Artık onun hem suretini, hem siretini görüyorum. Yalnız uyuduğum gecelerin sayısı çoğaldıkça hep ‘bugün bitiriyorum’ cümlesi de çoğalıyor. Bitiremediğim bugünler, yarının ajandasında kalakalıyor.  Ki bitse de hayatımdan gitmesine yetmiyor. Bir başlangıç ve bitiş döngüsünde, her başlangıcın şehvetli sevişmesinde  sıkışıp kaldım. Artık bana ait olmayan bir hayatın içinde yaşadığımı bilecek kadar aklım hâlâ yerinde ama zaaflarımın beni ikna etmesine razı oluyorum. Bu daha kolay olan hayata, ben de çok alıştım sanırım. Zaman benim için aynı döngülerden ibaret işte. Hep aynı bitiş, hep aynı başlangıç.
‘Biliyor musun, kendi hayatımın anahtarını, artık elimde tutmak istediğimden bile emin değilim.’ dedi, yeni arabasının anahtarını parmakları arasında sıkarken. ‘Hayatın bir mucize olduğuna inan, ben hep inandım.’ diyerek uzaklaştı.
Benim ‘Herkesin mucizesi, kendi ışığının içinde saklı.’ dediğimi duymamıştı bile.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s