zamanın beni sancıya mıhladığı yerdeyim!

18161832_822321331241827_4215267915760402432_n
by Laura Martinet The longest hair I’ve ever drawn 

Aslında hepimiz biliyoruz yolu nerede değiştirdiğimizi. Neye yenildiğimizi, kimde çuvalladığımızı, ne zaman yanlış yataklarda uyuduğumuzu, hangi ihaneti hangi cümlenin içine sakladığımızı biliyoruz. Çünkü hepimizin kendi eşiğinden atladığı bir duygu var hayatta. Kaderi aşağılamak bazen iyi gelir insana. Bazen de hiçbir tecrübe bizi ıslah da etmez, iflah da. Gerisi hayatla atılan yeni zarlara kalmıştır. Yeni bir hayatı dinlemek için yavaşça kapatıyorum gözlerimi. Hadi! sen de kapat, o anlatsın, biz dinleyelim…

“Zamanın beni sancıya mıhladığı yerdeyim!

Bu şarkıyı bilir misin?  ‘İnsanın kendini önemsememesi, kendisinin kiralık katilidir’ der bir yerinde, müthiştir sözleri. Uzun uzun acı çeker o da anlatırken, tıpkı benim gibi.

Şimdi sana bir hikâye anlatacağım. Ama aslında sana değil, benim yüksek sesle konuşmaya ihtiyacım var, bunu kendime başka nasıl anlatabilirim ki.

Her şey uzun zaman önce, ilk defa arkadaşıma ait olan bir kaleme sahip olma isteğimle başladı. Çok büyük ya da çok küçük değildim ama o kalem benim hayatımı yeniden yazacaktı. Rüyalarıma girecek kadar istiyordum o boktan kalemi. Onu satın almak istemiyordum, onun kalemini istiyordum. Sonunda çaldım o kalemi, kalbim yerinden fırlayacak gibiydi, o an duyduğum heyecan bana verilecek tüm cezalara değerdi. Arkadaşım kaybolmasını pek umursamadı, kimse benden şüphelenmedi, sonrası defalarca hissedilen yeni kalp atışlarıyla devam etti. Böylece hep daha fazla heyecan duyacağım başka hırsızlıklar yapmaya başladım ve hepsinde ayrı bir doyum noktasına ulaştım. Ellerimi çalmak için uzatıyor, titreme ve terleme yaşıyor sonra onu alıp çöpe atıyordum. Kendimi kontrol edemiyordum, yaptığım şeylere inanamıyordum ve hiçbir çaldığım eşyayı kullanmıyordum, zaten ihtiyacım da yoktu. Sadece çalmaya ihtiyacım vardı. Tecrübe ettiğim neyse bir daha aynı şekilde karşıma çıkmıyordu. Bu da bende galiba daha fazla bağımlılığa sebep oldu. Böyle devam edersem yakında delireceğimi düşünüyordum sürekli. Aklımı git gide daha fazla kirleten bir zehre âşık olmuştum. Zehrin vücuduma yayıldığını biliyor ama bundan acayip zevk duyuyordum. Bir kere kirlendi mi kıyafetin, sonrasındaki tüm lekeler ilk lekenin iknasında kayboluyor gerçekten. Bende de öyle oldu. Yaptıklarım umursamadığım küçük şımarıklıklara dönüştü. O yıl, yani ben 17 yaşındayken intihar etti annem. Ruhu hasta oldu demişlerdi öldükten sonra. Biz simbiyotik gibiydik, nasıl bana hissettirmeden hasta olmuştu ki o ruh?…Her sabah en çok beni sevdiğini söylerdi, ama onu yaşatmaya yetmemişti demek ki, vazgeçmişti benden. İçimdeki yas tüm duyu organlarımı tıkamıştı sanki, hiçbir şey hissetmiyordum. Aylar sürdü yeniden konuşabilmem, yiyebilmem, gülebilmem hatta yeniden okula gidebilmem!. Hayatın bir miladı varsa, benim ki annemin ölümü olabilir ancak. Çünkü ondan sonra kendimi öyle sevmeye başladım ki, benden başka hiçbir şeyi ya da hiç kimseyi sevemeyecek kadar bağlandım kendime. Tutkuyla… Kendi gözümde kusursuzlaştım.

Böylece çalmaya duyduğum ihtiyaç azalmaya başladı. Zamanın döngüsünde geride bırakmıştım onu, tıpkı çocukluğumu geride bıraktığım gibi. Zaten o kadar kendimle meşgüldüm ki etrafımdaki hiçbir şey çalınmaya layık gelmiyordu artık. Ta ki en yakın arkadaşımın sevgilisini isteyene kadar. Eskiden duyduğum tüm iç gıcıklayıcı sesleri yeniden duymaya başladım. Geceleri uyuyamıyordum. Aklım sadece onun benim olması konusuna eriyordu sanki. İçimde aşka dair hiçbir duygu hissetmeden, onu delice istiyordum. Benim de ruhumun hasta olduğuna o gecelerde karar verdim aslında. Biliyordum genetik bir şeydi ve bana da geçmişti. Nasıl ki gözlerini kapattığında etraftaki pislikten saklanmış olmazsın, sadece artık görmüyorsundur; ben de bu hasta halime gözlerimi kapattım. Duymadım iç sesimin bana nasıl seslendiğini ya da ne dediğini.  O adama dokunmak istiyordum, etim vücudunun altında titresin istiyordum, kolunu sardığı yerde kıpırtısız yatmak istiyordum. Belki hepsi bu kadardı, bilmiyorum. Bir  akşam  bana geldi tıpkı düşlediğim gibi . Zor bir gece geçiriyordu ve konuşmaya ihtiyacı vardı. Biraz dedikodu, biraz müzik, biraz da şarap… Geceyi üzerimize örtmeden önce tüm yaptığımız buydu. Sonra o şarkı çalmaya başladı ‘dün gece senin evleneceğin kadınla yattığımı sana nasıl anlatabilirim?’ içimde şarkıya eşlik eden trompetler çalıyordu, bir anda birbirimize dokunmaya başladık, ne ironi değil mi? Birisi bana ölümsüzlüğün ipucunu söylüyordu sanki, efsunlanmıştım. Müziğin ritmi bizim sevişmemize karıştı sonra. Yattım onunla tıpkı ucuz bir orospu gibi. Şarkı o esnada ‘İnsanın kendisini önemsememesi; kendisinin kiralık katilidir. Benciller ise yaşarlar…’ diye bağırıyordu.

Dünya yaşarken ne kadar gerçek değil mi? Sabah olunca o kadar gerçek değil aslında. Bir yüzsüz yüzleşme hali gibi. Biraz tedirgin, biraz utanmış, biraz sancılı. Ben hayatımda yaşadığım hiçbir andan bu kadar kurtulmak istememiştim. Dağınık yatağa baktıkça çaldığım her şeyi yerine koymak istiyordum.  Duvarlar karabasan gibi üzerime çöküyordu. Ucuzlaştırdığım bedenim ve delirttiğim aklım bana başkaldırıyordu bağıra bağıra. İçimde bir şey hiç durmadan konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor; asla susmuyordu. O evden hiç çıkmadan ne kadar zaman geçirdim, bilmiyorum. İçiyor sonra kusuyor birkaç kraker yiyip tekrar içiyordum. Vicdanımın sesinin beni yavaş yavaş çürütmesine, bedenimi eritmesine izin verdim. Aklım da zaten benden birkaç beden uzaklaşmıştı. Sonunda rehabilitasyon merkezine yatırıldığımda 43 kilo kalmıştım.

Uzun süre yattım orada. Sonra kaderle zarları tekrar attık. Bu benim ikinci hayatım, bir kez daha şansımı denemek için ve ona çok iyi bakacağım. Keşke bilmemiz gerekenleri zamanında öğrensek değil mi?”

Konuşması bitince gözlerimin içine baktı ve ‘hayatının bir kısmına siyah perde çekmiş insanları yazıyorsun ya senin perdenin arkasında ne var acaba?’ diye sordu bana. Biraz şaşkın  ‘ben her hikayeyi, başka bir hikayeye ışık olması için anlatıyorum, kaybolduğunu düşündüğün yerde buluşmak üzere  dedim göz kırparak ve gülümseyerek uzaklaşmasını seyrettim.

Her hayatın bir kör noktası var, görmek için başka bir açıdan yeniden bak!

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s