zannettiğiniz kadar az değiliz!

sahibeKendi kaderiyle pazarlık edecek birinin olmasını istiyor bazen insan, Tanrı pazarlığa yanaşmadığına göre, geriye şeytandan başka kim kalıyor?
Şiddetin sarsıntılara sebep olduğunu düşünürüz hep, bazen de sarsıntılar şiddete sebep olur aslında. Yaşadığın her hayal kırıklığı içinde başka bir şiddeti körükler. Sana hiç benzemediğini düşündüğün bir insan yaratana kadar. Bir şeye şiddet göstermenin ötesinde, bir şeyi şiddetle istemek, hatta buna ihtiyaç duymakta ruhumuzun bozulmuş yarısı olarak kalır içimizde. Bozulan her duygu başka bir korkuya sebep olur ve sen bu hissettiğin korkuya daha çok saldırırsın. Bu saldırıların bizi nasıl bir sapkın haline getireceğini bilmeden. Eğer bir şeyi saplantılı şekilde arzu ediyorsak, zaten sapkın hale gelmişizdir neye saplantı duyduğumuzun bir önemi kalmadan. İnsanı kendinden kim koruyabilir? Kendi duygularından, kendi davranışlarından, kendi korkularından ve kendi kararlarından. Kendi iç sesini kim susturabilir?
Hiç kimse gördüğündü kadar iyi ya da anlatıldığı kadar kötü olmayabilir. Hiç görmediğimiz, var olduğundan haberdar olmayı istemediğimiz, hatta yok saydığımız başkaları ile aynı dünyada nefes alıyoruz. Başkaları; sadece bize benzemeyen insanlar aslında. Ama onlarında bir hikayeleri var. Tıpkı içimizdeki şiddetin bir ilhamı olduğu gibi.
Zannettiğiniz kadar az değiliz!
“Bu hayatta en çok annemden nefret ediyorum biliyor musun?” diyerek başlamıştı hikayesine, ona bir süre bakınca, zihin ile beden arasındaki içgüdüsel özgüven uyumunu görüyordun. Bana doğru yürürken, içimden uzun bir ıslık bile çalmıştım kimseye duyurmadan. Söze böyle keskin bir yerden giriyor olması beni hiç şaşırtmamıştı, zaten oda aynı keskinlikle devam etti konuşmasına.
“Ama annemden nefretimin sebebini sormadan ‘anneden hiç nefret edilebilir mi?’ diye şaşıranlardan daha çok nefret ediyorum. Bu beni daha çok hiddetlendiriyor sadece. Çocukken hep diğer annelere bakıp benim annemin neden onlar gibi olmadığını sorgulardım içimde. Anne olmak bence başka bir şeydi, bende hayalimde yarattığım anneyi sevdim, gerçeğini kabul etmeden. Şımarıklığı farklı olmak zanneden, öfke kontrol problemi yaşayan, her şeyi en çok kendi bildiğini sanan, komik duruma düşecek kadar ukala, sürekli başka sebeplerle bunalımda olan, hiçbir şeyden hoşnut olmayan, sürekli yanlış kararlar alıp hayatımızı cehenneme çeviren o kadını sevmiyorum. Sevgi gösterdiği kısa anlarda bile kurallarını unutmamıza fırsat vermezdi, ben şimdi dünyanın tüm kurallarına karşı çıkarak yaşıyorum. Hayatına giren erkekleri hep bizden fazla sevdi ve bizi de onları sevmeye zorladı, ama en çok o adamların bizi farklı sevmek istemesini görmeyecek kadar kör olmasına öfkeliyim. Aşk halinin evin ruhunu değiştirmesine, çıkamadığı depresyonlara, hayatının en anlamlı şeyi ( ki o biz değiliz nedense) onu terk etti diye bizi yaralayarak büyütmesine  acı duymuyorum artık. Şimdi yaşadığım her şeyi onun duymasını sağlıyorum, böylece oda aklın insanı yavaş yavaş nasıl terk ettiğini anlıyor, onda nasıl bir tahribat yaratacağını biliyorum bu durumun. Eşitleniyoruz böylece, bazen ona acısam da arkamda bıraktığım çocuk onu affetmiyor.
Sen kalbini hiç hissetmeden yaşayan bir insan gördün mü hayatta? Ben yaşıyorum onu hissetmeye korkarak. Biraz sessizleşirsem bana seslenecek biliyorum. O sesi duyacak gücüm kalmadı, onu bastıramadığım için artık onu duymuyorum bende. Elimi kalbime koyduğumda, yaşadığımı hissetmiyorum. Bedenimde atıyor olması içimdeki boşluğu doldurmuyor.
Evliliğimi onun onayını almadan, hatta sormadan sadece ona uygun olmadığını bildiğim için yaptım. Onun bilgelik nutukları atamayacağı bir eş seçmiştim kendime. Biraz sıra dışı bir evlilikti benimki; gündüz normal bir erkek olan eşim geceleri kölem olmak için yalvarıyordu. Onun sahibesi olmaya alışmak benim için de uzun zaman aldı. Nabzımın daha fazla atmasına sebep olan her gece, bana da başka bir hayatın varlığını gösterdi, çünkü o kadar boşalmıştı ki içim, sadece şiddet göstermeye başladığım an yaşadığımı hissediyordum artık ve her defasında daha fazla, daha uzun yaşadığımı hissetmek istiyordum. Acı odasında kendi akvaryumumu yarattım böylece, yaşamın sınırsız özgürlükle dolu halini içime dolduruyordum orda. Ama sabahları bomboş oluyordum yine, bir çay kaşığını doldurmayan meni, bir insanı nasıl doldurabilir ki zaten? Çocukluğunda aç kalmış birisini, büyüdüğünde hiçbir sofra doyuramaz. Açlık midesinde değildir çünkü. Zamanla gece kölem olan bir erkeği gündüz kocam olarak kabul edemez oldum. Yani karanlığın muhteşem buluşmaları sabahın aydınlığında kayboldu. Bunu sebep göstermiştim ondan boşanırken, ama benim de açlığım mide de değildi demek ki.
Kocamdan öğrendiğim şeyler hayatımın kalanına şekil oldu. Yaşadığımı hissettiğim her ana daha fazla bağımlı oldum. Başka insanlarla başka şiddetli oyunlar oynadım. Fiyatını kendim belirlediğim daha tehlikeli oyunlar. Ayağımın altında toza dönen adamların zevklerinin üzerine her bastığımda, içimde olan başka bir korku ezildi o şiddetin altında. Bu alemde bir kural vardır, sıra dışı, utanç verici, karanlık, çirkin, kuralsız ve ahlaksız yanınızı ne kadar ortaya çıkarırsanız o kadar ödüllendirilirsiniz. Kalbi olmayan bir vampir gibiyim artık, başka insanların kanıyla besliyorum kendimi ve sabah ağzımdaki kırmızılığı sildiğim an unutuyorum.”
‘Bana öyle bakma’ dedi kalkarken, “suçsuz insan yok, suçtaki sorumluluğu değişen insan var!”
Giderken masaya bıraktığı kelepçe, bana aslında çocukluğunda tutsak kalmış bir kadını hatırlatacaktı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s