bazı duygular bizi aynılaştırır!

tutsakİnsanlık tarihinin ilk cinayet sebebidir kıskançlık. İnsanı en hızlı sömüren duygudur. İç dünyamızın abartılmış paranoyasıdır bu, kendine hep yeni bir bahane bulan. Bu duygunun sömürgesindeki hiç kimse kıskanç olduğunu kabul edemez, ancak insan kadar yaşayan bir varlıktır ilişkilerde. Saldırganlık ve şiddetle beslenir. Her gün daha fazla şüphe duyarak, kısıtlayarak, aklındaki yeni senaryolarla başka cehennemler yaratır. Sahiplenme duygusu, kaybetme korkusu ya da duyulan sevginin aşırılığı gibi gösterilmeye çalışılsa da aslında ruhsal bir bozukluktur ve arkasında Othello Sendromu manşetli gazeteler bırakır. Ve çoktan kaç tabutun gömüldüğü belli olmayan kendi mezarlığını yaratmıştır.

Her ilişkinin bir parmak izi vardır aslında. Çizgilerini kendimiz belirlediğimiz. Çizgilerin koyulaşmaya başlamasıyla silinir içindeki güzelliği. Kıskançlık o izin siyaha dönmüş halidir bir karanlığın içinde. Artık güzel olan hiçbir yeri kalmayana kadar sömürülmüştür. Geriye vazgeçmeyi bilmeyen saplantılı biri kalır sadece kurtulmak istediğin. Ya o cehennemden çıkar tanrılaşırsın ya da çaresizce kabullenirsin. Ve hayat her zaman sana bu seçim hakkını vermez. Sonrası ‘kader’ adını çoktan almıştır.

Okurken korkuya düştüğümüz bu cümleler yaşanmışlığın yansımasıdır sadece. Çünkü kıskançlık daha katı daha köşeli daha dominant bir duygudur ve anlatabilmek için daha sert cümlelere ihtiyacı vardır. Yaşananların yanında aslında bu sertlik bir hiç kalır.

Ve bazen enkazı görmeye ihtiyacımız yoktur düşen yıldırımı anlamak için!…

Bazı duygular bizi aynılaştırır!

Başka bir yerde başka bir hayatın kapısının önündeydim. İçeriden gelen çay kokusunun içten karşılamasıyla açmıştı kapıyı. Başında gelişigüzel bağlanmış eşarbı ve yüzündeki yorgun çizgileri güzelleştiren gülümsemesiyle bir fotoğrafın en güzel detayı gibiydi. “Sen bahçeye geç ben çayları getiriyorum” demişti, hep ikimiz orda çay içiyormuşuz gibi samimiyetle. Hem hiç ait olmayıp hem hiç yadırgamamak böyle bir şeydi işte.

“Buralarda hayatlar hep birbirine benzer, senin merakın yaşamamış olmaktan gelir” dedi şiveli konuşmasıyla. Benim konuşmak için yaptığım ısrarında cevabını vermişti kendine göre.

15 yaşında evlendim ben, kocam da küçüktü askere bile gitmemişti daha. Tam 35 yıllık evliyiz. Şimdi biz o yaştaki kızın eline süpürge vermiyoruz, bize kaynana evinde gelin olmak düştü kaderden. Hem de ne kaynana lakapları bile ‘hastalar’ diye geçiyor. Anlatsam hikâyenin sonu gelmez. Kimse zorlamadı beni evliliğe severek evlendim ben, hem de çok severek. Buradaki hayatlarda bu şans bile sayılır çünkü hiç bilmediğin bir adamın karısı olmanı hiç kimse yadırgamaz. Ama o zamanlar baba evini hep arayacağımı bilmiyordum ki henüz. Gelin olduğumun 3. günü kaynanamın sudan bir sebeple çıkardığı kavgadan yedim ilk dayağımı, aslında o gün geri dönseydim evime, insanlar ne der diye düşünmeseydim, kaderimi başka yazabilirdim belki de. Buralarda düzen hep ‘elalem ne der’ üzerine kurulmuştur. Böyle küçük yerlerde hiç yazılı olmayan ama hep uyulması zorunlu kanunlar vardır. Öyle öğretildi bize de.

Bir evin bu kadar fakir olabileceğini hiç bilmeden büyümüştüm ben. Ama fakirlik dediğim şey rahmetli kaynanamın aşırı cimriliğinden. Evde hep hiçbir şey yok ama hep var gibi gösteriliyor. Hiç bilmediğim hiç öğrenmediğim şekilde yaşamaya başladım bu yabancı evde. Cahillik işte şimdi olsa hiç birisini yapmazdım belki. Hem deli bir kaynana hem aşırı kıskanç hem çalışmayan bir koca, hem de nerdeyse hep aç gezdiğin bir yoksulluk bir de üzerine sürekli yediğin dayaklar. Siz olsanız delirirsiniz ama biz buna ‘kader’ deriz. İlk oğluma hamileydim babam bu yaşadığım durumu fark ettiğinde. Beni alıp eve götürmüştü bir daha göndermem diyerek. Ama birkaç gün sonra kocam ve ailesi bin bir söz vererek, yalvara yalvara beni tekrar götürdüler. Ben de hem hamileydim hem hala umudum vardı dönmek istedim. Ama hiçbir şey değişmedi ne o zaman ne de diğer evi terk edişlerimde. Zaten baban öldükten sonra gidecek bir evimde kalmamıştı.

Kıskançlık ne demek en iyi ben bilirim herhalde. Penceredeki perdenin hafif açılmış olması bile gecenin dayağının hiç bitmemesine sebep olabilirdi. Kavgası, dayağı, açlığı ve kaynana baskısı hiç bitmeyen yıllar birbirini kovaladı. Ben hep gittim ama hep döndüm bazen çaresizlikten, bazen çocuklar için, bazen gittiğin yerde göze battığımdan, bazen akrabaların eve dön baskısından, bazen kocamın tehditlerinden. Şehir bile değiştirdik yine de olmadı. Zaman zamanı kovaladı böyle böyle ben de kabul ettim değiştiremediğim kaderimi. İki çocuk büyüttüm sefaletle ve şiddetle. Ben değil de çocuklar dayak yiyince işte o çok büyük acı. Hala oğluma bakarken ‘küçücük kucağında karpuz kabuğunu çöpten toplamış “anne biz bunlardan neden yemiyoruz” dediği’ hali geliyor gözümün önüne. Şükür ki şimdi canı ne isterse alabiliyor.

Ben el işi yaptım insanların yardımını kabul ettim, büyüttüm çocukları. Evlendiler artık çocukları bile var.

Zaman geçtikçe hayatta duydu benim sesimi. Önce biriktirdiği altınları yanında götüremeyen kaynanam öldü. Kalan altınlar yüzünden çocukları hala birbiriyle konuşmuyor. Sonra kocam yavaş yavaş değişmeye başladı çocuklar büyüyünce. Çalışmaya bile başladım hatta. Özgürlük ne demek tek başıma bakkala gitmeye başladığımda hatırladım tekrar. Ama artık yaşlanmaya başlamıştık, akıl her şeye ermiyordu maalesef.

Onun imparatorluk yıkıldı çoktan senin anlayacağın. Şimdi bir gün hasta bir gün iyi ömür dolduruyoruz ikimiz.

Biraz kafanı çevirsen burada her hikâye biraz birbirine benzer, bazen biter bazen ölene kadar devam eder çilesi, dedi son olarak. Ben deklanşöre basarken yine gülümsüyordu.

Arkamdan el sallarken bana gülümsediği fotoğrafına her baktığımda boğazımın düğüm düğüm olacağını hiç bilmiyordu.

Not: Her insan bazen yolunu kaybeder, kimi aynı kimi farklı şekilde. Değiştiremediğimizi düşündüğümüz her yol için belki bir ihtimal daha vardır keşfetmemizi bekleyen. Burada okuduğunuz her hikâyenin sizin yolculuğunuza ışık olması dileğiyle…

Reklamlar

bazı duygular bizi aynılaştırır!” için 2 yorum

  1. Ne acı umutla başladığın yeni hayatın hayallerindeki gibi olmadığını öğrenmek, öğrendiğindede çok geç olması. Bu gibi örneklerin çok olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz malesef.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s