tırnak içindeki cümleler hep başkalarınındır!

otekiBir hikayenin ötekisi olmak en çok kime haksızlık? Cümle içinde kullanıldığında bu kadar iğreti görünen bu kelime hayatta yaşayan bir varlık aslında. Kimse kabul edemez aslında hikayenin ötekisi olmayı. Öteki olabilmeyi kabul etmek, geride durmayı gerektirir çünkü. Hep sen hangi tarafındaysan hikayenin haklı olan yerini de yanına alırsın. Herkesin öteki olmayı kabul etmesinin başka bir sebebi vardır. Ama hiçbir
sebep sonucu değiştirmez. Bir kaosun ortasında olmayı, hırpalanmayı, hırpalamayı, karmaşayı, hesaplaşmayı, hatta aklını kaçırmaya başladığını kabul etmiş olursun. Hep bir cinnet halinde olmayı kabul ediştir bu.
Aşkın hırsa dönüşme savaşıdır, ve hep anlatan mağdurdur. En klasik halidir bu hikayenin, hep erkeğin mutsuz bir evliliği vardır, hep başka başka sebeplere boşanmak ister ama farklı sebeplerle bu durum gerçekleşmez ve tam da en mutsuz zamanlarında hayat karşısında seni çıkarmıştır. Sonrası hep aynı sonun yazıldığı bir hikayeyi okumak gibidir. Bir taraf hep kendine yeni bir hayat kurmak zorunda kalan olur. Ve hepsi aldatılmıştır aslında.
Bu hikayede, herkes kendini en değerli zannettiği için büyük entrikaların döndüğü, neden orda olduğunu bilmediği saçma bir savaşın ortasında kalır. Adına aşk dedikleri bu illet aslında hırsın ete kemiğe bürünmüş halidir. Ve insan hep kazanan taraf olmayı ister. Çok güçlü ya da çok zayıf, çok akıllı ya da çok budala , çok kariyerli ya da ev hanımı olması, yaşanacak şeyleri değiştirmeye yetmez. Bazısı sağır olmayı seçer, bazısı dilsiz, bazısına kör olmak daha kolay gelir. Yaşadığı hayatın bir karmaşadan ibaret olduğunu anlamak başka, kabul etmek başka şeydir ve zaman alır. Huzurun kendisine verdiği en büyük hediye olduğunu bu kaostan çıktıktan sonra anlamaya başlar insan. Bildiğini sandığı her şeyin aslında hiç bilmediği şeylere dönüştüğünü gördüğünde çoktan kaybetmiş olur; en iyi ihtimalle zamanını. Umarım aklın hep yerinde kalır.
Yeniden doğun!
“tırnak içindeki cümleler hep başkalarınındır!..”
Güçlü yaratılmış olduğunu anlamak için çok bakmaya gerek olmayan kadınlardandı, henüz kendisi gelmeden kokusu gelmişti masaya. Ona bakarken birçok şey düşünebilirdi insan ama ilk anda güzel diye aklından geçirirdi. Masaya oturmadan elini uzattı hafifçe gülümseyerek adını söyledi. Tam anlamıyla adının anlam bulmuş haliydi. Bir sade kahve istedi, “Bir yudum almadan bir kelime konuşamam”, dedi gülerek. İlk yudumunda gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı, sanki söze nerden başlaması gerektiğini düşünmüştü. En iyi anlatacak en vurucu cümleyi arıyordu.
“Sen hiç çok karışmış bir ip çözdün mü?”, diyerek yapmıştı başlangıcı. Sabır ister delirmen an meselesi olur ve neden çözmek istediğini bir türlü bilemezsin. Kesip atabilirsin ipin o kısmını ama içindeki hırs kesmene engel olur ve ne kadar karışık olursa olsun çözmüş olmak sana saçma sapan bir galibiyet gibi gelir.
Benim gibi hayatla hep tek başına uğraşmak zorunda kalmış kadınlar için güven her şeydir. Sahip olduğun her şeyde kendi tırnağının izi vardır. Hiçbir şeye ve hiç kimseye tam güvenemezsin. Aslında en açık noktandır bu senin. Birisinin güvenini kazanması demek, ipinin elinden kaçtığı andır ve o ip ne kadar karışırsa karışsın hep çözmeye çalışırsın, karışmış olan yerini. İşte benim hikayemin sihirli kelimesi bu. “Güven duymak!”
Çok  yoğun çalıştığım için hayatta başka şeylere hep az vaktim olmuştu. Güne gülümseyerek başlamanın, çok okuyup, çok gezmenin, hayatı keşfetme hali olduğunu düşünürdüm. İnsanların hayatlarındaki karmaşadan biraz yorulsalar da akıllarıyla bu durumu çözebileceklerine inanırdım bundan 6 sene önce. Henüz sadece aklına güvenen benden, aklını kaçırmak üzere olan bir deli yaratılmamışken.
İş dolayısıyla tanışmıştım onunla. Eşiyle ayrı yaşayan bunalmış bir adamdı. Hayranlık uyandıran bir zekası vardı, belki de benim onu bu kadar sevme sebebim buydu. Şu zamana kadar tanıdığım hiç kimseye benzemiyordu. Zamanla yaptığı şeyler güven konusunda bildiğimi düşündüğüm her şeyi değiştirmişti. Benim için bir yol arkadaşı olmuştu artık. Aynı hayatın, aynı yolunda ve hep birbirimizin yanında olarak geçirdik yıllarımızı. Yaşadığımız her güzel, her kötü, her zor olay koparılamaz bir bağ oluşturdu aramızda. Yavaşça duyulmaya başladı bu durum. Çok büyük şehirlerden değildi yaşadığımız yer, O ve Ben, hem iş hem sosyal çevre olarak tanınan insanlardık sonuçta. Konuşmaktan hoşlanacakları bir dedikodu malzemesi olmak, atlatması zor sonuçlar doğurabiliyordu daha küçük şehirlerde. Onun ailesinin baskısı , iş çevresindeki statüsü ve yaşadığı zor durumlar sonunda bir süreliğine eve dönmek zorunda kaldı. O bir süre hiç dolmadı ve o dönüşten sonra hiçbir şeyi eski haline getiremedi, getiremedik. O zamana kadar fark etmediğim zorluklar arka arkaya gelmeye başladı. Öteki olduğunu yaşamaya başladığı şeylerden anlamaya başlıyor insan. Hasta olsa hastaneye gidemezsin, bahçesinde beklemektir sana düşen. Ailesinden biri ölse cenazeye katılıp destek olamazsın, gece kötü bir şey olsa arayamazsın. Zordur geride duran olmak. İnkar ettiğin şeylere ikna olmaya başlamandır bu yaşadıkların. Her akşam aranızda farklı bir durumun aynı sebebiyle başlar kavgalarınız. Konu hep aynıdır, başlangıcı farklılaşır sadece. Hep yeni bir tarih tartışması hep verilen yeni sözler ve hep bir türlü gerçekleşmeyen, ertelenen boşanamama durumu. Her gün daha kötüleştirir ilişkini. Yol arkadaşım dediğin kişiye sürekli yalancı demeye başlarsın. Artık kavgalar daha çok şiddetli , daha çok küfürlü daha çok hakaret daha çok bağırma, daha çok ağlama hatta sinir krizleriyle son bulur. Ve böyle böyle aklını kaçırmanın evvelinde olduğunu anlarsın. Başka olayların aynı kavgaları devam eder her gün başka şekliyle. Bir gün aklın seni kontrol eder, ertesi gün hırsın seni çoktan esir almıştır. Yaptığın hiçbir şey senin kontrolünde değildir artık. Sende bu kadını tanımadığını düşündüğün gecelerin, gözlerinde bıraktığı halka izleriyle bakakalırsın aynaya. Çünkü artık aynadaki kadın sen değilsindir. Aşk için midir bu savaş yoksa kaybeden olmaktan mı korkuyorsundur, işte bunu hiç yüksek sesle söylemezsin . O kaosun girdabında kaybolmuşsundur bir kere.
Cinnet geçirmenin ne kadar da kolay olduğunu anladığım bir gecenin sabahında terk ettim onu. Yapacağı hiçbir şeyin ‘bana artık daha iyi gelmeyeceğini ‘söyleyerek. Bıkmıştım artık bu karmaşadan her sabah yorgun uyanmaktan, sürekli çektiğim uykusuzluktan, yalandan. Yeniden bir hayat ne kadar zor olabilirdi ki? Bazen daha çok içerek, bazen daha çok ağlayarak, bazen daha çok özleyerek atlatmaya çalışıyorum. Gayret ediyorum, sürekli kendi kendimle konuşuyorum. ‘Gitmem gereken her yerden çoktan gittim’ diyorum sakinleştirmek için kendimi.
“Sonuçta kendi kendiyle konuşmayan insan delidir değil mi?”, dedi. gülümseyerek ve ekledi, “İnsan sadeleşmeye kahveden başlamalı”
Giderken elinde oynadığı kesme şekeri önüme bırakmıştı ve koku hala masadaydı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s