dışarı çıkamayacak kadar içerdeler!

kucuk-kizHissettiği duygulardan zehirlenmeye başladığını ne zaman fark ediyordu insan? Artık daha kıskanç, daha bencil, daha yorucu, daha şımarık, daha arsız ve gitgide daha çaresizce kaybolduğunu?.. İçindeki ölmüş duyguların ceset gibi çürümeye başlandığı zaman yayılan kokudan anlar ki, zehir artık yüzüğün içinde değil.
Henüz diğer duygularını keşfetmeye vakti olmadan korkunun karanlığında kaybolmuş çocuklar için hayat bir enkazın altında başlar. İnsan en savunmasız halindedir, dünyanın sokak oyunlarından ibaret olduğunu zannettiği
yaşlarda, onun oyunun içinden alınıp korkudan yastık altında ağlaması ilk adımıdır
kendi deliliğinin. Kabuk bağlamaya başlar bilmediği duyguları zamanla, bir kere ateş üzerinde yürümeye başlayan yakıcılığını hissedemez nasılsa. O yüzdendir önce kendisini koruması gerektiğini başka bir şey bilmeden öğrenerek büyümüş çocuklarda hissettiğin hüznün sebebi, her hüzünlü hikayenin kendi karanlığı, her karanlığın kendi şeytanı vardır içinde. Ve her insan kendi şeytanını içinde taşır. Aslında farklı bir hikaye ile büyür farklı olur. Bu farklılığı biz delilik diye tanımlıyoruz, sırf diğerleri kendilerini daha akıllı sansın diye.
-Dışarı çıkamayacak içerdeler!
İlk baktığında fark ettiğin şımarıklığının verdiği kibrin içinde kaybolmuş bir soğukluk vardı onda. “Kaybolmak bazen en iyi yoldur” demişti buz gibi sesiyle sıradan bir kimya formülü anlatır gibi, sürekli bileğindeki lal taşını tutarak.
Bir hikayenin dinleyicisi için en zor olan nasıl dinleyeceğini bilememesidir. Kimseye yaşamadığı şeyi hissettiremezsin, sen anlatırsın o yorulur dedi, başlarken.
Bilmediğim, bilmek istemediğim hatta unuttuğum bir yaştaydım. Ama hiç unutamadım. Unutmaya çalıştıkça daha çok yoruldum, daha çok yordum. Bazen fazlası mıydı yaşadığım, yoksa daha mı azı karıştırıyorum. Benimle hala yaşayan nefes alan, kaybolmayan, gitmeyen, bitmeyen bu bir kâbus belki.
(Uzun bir zaman bana bakarak sustu, zamanı değiştirmiş, benimle şimdide değildi… Devamında sorduğu şeylere ben de susarak cevap verdim.)
Hayat bir rüya mı yoksa gerçek mi? Uyanık olmak ne demek? Gerçeklik dediğin şey nerede başlıyor? Gerçeklik kendi hayat izlerimizden mi ibaret sadece?
Bana ilk dokunduğunda sarhoştu benden ne istediğini anlamayan çocuk, aklım tutulmuş bakıyordum sadece. O bana dokunuyordu ben korkuyordum. Sanırım korkudan donmuştum. Bu ıssız yerde tek başıma içimdeki çocuk bir hayvana dönüşüyor, içimdeki güzel olan her şey de yavaşça uzaklaşıyordu. Sonraları o çocuğu bir kere daha görebilmek için defalarca gözlerimi kapattım ama saklandığı yerden hiç çıkmadı. Kayboldu zamanı da yanına alarak. Zamanın bir ruhu vardı oysaki, o yüzden onunla beraber ben de kayboldum zamanın içinde. Daha ruhsuz, daha hissiz, daha şımarık…
İlk söylediği cümleyi içimdeki insana benzemeyen varlığın beslenmesi için hayatın alt yazısı gibi aklımda tutuyorum biliyor musun?
“Dudağımı em“ diye bağırdı. Gözlerim kapalı o söyledi ben yaptım, o an ve o zamandan sonra hep. Bilincimin nerede kapandığını, bu kayboluşun nerede başladığını tüm aklımın kontrolünü nerede bıraktığımı biliyor musun? ‘An’ı kabul etmeyip teslim olmak zorunda kaldığımda.
Neden bittiğini anlayamadığım bir durumdan sonra eve döndük. Dönerken bana sadece “Eğer bir şey söylersen geriye sevdiğin kimse kalmaz” dedi… O ölünceye kadar susmama yetecekti bu.
Sonrasında kaç defa uykumdan uyandırıldım, kaç gece korkudan hiç uyumadım, ne kadar çok ağladım yüzüm yastığın altında artık ben de hatırlamıyorum. İçimdeki insan zaten ölmüştü, bedene de ne olursa olurdu artık. Ben sadece çocuktum hiçbir şey yapamayacak kadar çocuk. Her gece farklı uyuyup farklı uyandım. Sustum, her sabah sadece anneme baktım, yaşıyordu… Yetiyordu sabah olmasına.
Dünya da artık benimle aynı kafada dönmüyordu. Seni sen delirtirsin, zaten bir süre sonra devrelerdeki yanma hali de başlayıverir.
Baktıkça hep hatırlamak zorunda kaldığım yara izini yaptığı akşama kadar devam etti bu durum. Yüzümün kanı durmadan o gece evimizden gitmek zorunda kalmıştı hem de ben kimseye hiçbir şey söylemeden ve hem de hiç kimse ölmeden. Bir zaman sonra ölüm haberi geldi ama ben ondan hiç kurtulamadım. Hatırladıklarım unuttuklarımdan az. Yaşadıklarımın yansıması hep kaldı benimle. Hiç tamamlanmamış, hep biraz daha güvensiz, her gün biraz daha kızgın, hiçbir şeyi olduğu haliyle sevemeyen, inanmayan, anlamayan, anlatamayan, dinlemeyen ve duymayan birileri kaldı içeride. Aklımda benimle yaşamadan yaşlanmış ve benden önce ölmüş bir çocuk var. İçimde birbirinden farklı sürekli savaş halinde başka duygularla uyanıyorum. Şimdi mi? Hep araftayım.
Dedi ve kalktı masadan…
“’Ardında olanla önünde uzananın bir önemi kalmaz içinde olanla kıyaslandığında’/kefaret”, yazdığı peçeteyi bana uzatarak.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s